"Gören görür, kim zaman zalim zalime musallat olur da, adalet tecelli eder..."
Bu ifade, tarih boyunca pek çok kez doğruluğu kanıtlanmış, Anadolu irfanının ve evrensel adalet anlayışının çok derin bir özetidir.
Kötülüğün Kendi İçindeki Yıkıcılığı
Zulüm ve haksızlık, doğası gereği doyumsuz bir güç hırsına dayanır. Bu hırs sadece masumları ezmekle kalmaz; eninde sonunda diğer güç odaklarıyla, yani diğer zalimlerle de çatışmayı kaçınılmaz kılar. Tarih sayfaları, dünyayı paylaşamayan tiranların ve zalimlerin kendi aralarındaki savaşlarla birbirlerini yok ettiği ve bu sayede toplumsal adaletin yeniden yolunu bulduğu örneklerle doludur.
Kültürel ve Felsefi Temelleri
Yukarıda ifade ettiğimiz bu düşünce, "Allah zalimi zalime musallat eder ve aralarından bizi sağ salim çıkarır" şeklindeki inancın bir yansımasıdır. Kötülük yapanların, kendi hırslarının kurbanı olup birbirlerine düşmeleri, hem ilahi hem de doğal bir adalet tecellisi olarak kabul edilir. Nitekim Yunus Emre'den Mevlânâ'ya kadar pek çok düşünür, kötülüğün kendi kendini yiyip bitiren bir ateş olduğunu vurgulamışlardır.
"Zulm ile abad olanın, ahiri berbad olur."
Adaletin terazisi bazen bizim istediğimizden daha yavaş işler, bazen de yolları insan aklının beklediğinden çok daha karmaşık çizer. Ancak haksızlık üzerine kurulan hiçbir sarayın sonsuza dek ayakta kalamadığı, insanlık tarihinin en değişmez kurallarından biridir. Sizin de dediğiniz gibi; görebilen gözler, okumasını bilen zihinler için bu denge eninde sonunda mutlaka
sağlanır.
Bir gün Hz. Musa, Allah’a niyazda bulunarak, "Ya Rabbi, bana adaletinin nasıl tecelli ettiğini, senin adaletinin o gizli sırrını göster" der.
Allah, Hz. Musa’ya falan dağdaki ıssız bir çeşmenin (pınarın) yanına gitmesini, orada gizlenerek olan biteni izlemesini vahyeder. Hz. Musa denileni yapar; çeşmeyi görebileceği ama kendisinin görünmeyeceği bir yere saklanır ve beklemeye başlar.
Çeşme Başına Farklı Zamanda Gelen Üç Ziyaretçi
1. Atlı Adam ve Kese: Bir süre sonra çeşmenin başına gösterişli, zengin bir atlı gelir. Atından iner, suyunu içer, elini yüzünü yıkar. Dinlenirken belindeki altın dolu ağır keseyi çıkarıp çeşmenin taşına koyar. Gideceği zaman dalgınlıkla "keseyi orada unutur" ve atına binip uzaklaşır.
2. Küçük Çocuk: Atlı gözden kaybolduktan kısa bir süre sonra, oradan geçmekte olan fakir bir çocuk çeşmeye gelir. Su içecekken taşın üzerindeki altın dolu keseyi görür. Etrafına bakar, kimse yoktur. Keseyi alır ve sevinç içinde oradan ayrılır.
3. Kör ve Yaşlı Adam: Çocuğun gidişinden biraz sonra, gözleri görmeyen, yaşlı ve zayıf bir adam bastonuyla el yordamıyla çeşmeye gelir. Abdestini alır, suyunu içer ve dinlenmek üzere çeşmenin gölgesine kıvrılıp uykuya dalar.
İnsan Aklını Zorlayan An
Çok geçmeden, altınlarını unuttuğunu fark eden zengin atlı öfkeyle çeşmeye geri döner. Bir bakar ki altınları bıraktığı yerde yoktur; sadece orada uyumakta olan kör ve yaşlı adam vardır.
Atlı, yaşlı adamı sarsarak uyandırır ve "Burada altınlarım vardı, onları sen aldın, çabuk geri ver!" diye bağırır. Yaşlı adam şaşkınlıkla, "Ben kör ve yaşlı biriyim. Senin altınlarını görmedim, çeşmeye geldim ve sadece uyudum," dese de atlı inanmaz. Öfkesine hakim olamayan zengin adam, kılıcını çeker ve altınlarını sakladığını düşündüğü yaşlı adamı oracıkta öldürür. Ardından da altınlarını bulamadan söylenerek çekip gider.
Perdenin Arkasındaki Sır
Tüm bu olanları dehşet içinde izleyen Hz. Musa, gördüklerine anlam veremez. İçinden şöyle geçirir: "Ya Rabbi! Bu nasıl bir adalettir? Altınları çocuk aldı ama hiçbir suçu olmayan kör adam öldürüldü. Zengin adam ise haksız yere cinayet işledi."
Bunun üzerine Allah, Hz. Musa’ya o anın arkasındaki "görünmeyen" gerçeği, yani ilahi adaletin sırrını vahyeder:
"Ya Musa! Senin haksızlık gibi gördüğün o olayda kusursuz bir adalet vardır.
Altınları alıp giden o çocuğun babası, yıllar önce o zengin atlının yanında çalışırdı ve atlı onun hakkını yemişti. O kesedeki altınlar, o çocuğun ölen babasının alın teri, "çocuğun kendi hakkıydı". Biz hakkı sahibine iade ettik.
Gelelim ölen kör adama ve onu öldüren atlıya... O kör adam, gençliğinde o atlının babasını haksız yere öldürmüştü. Atlı, farkında bile olmadan "babasının katilinden kısasını aldı".
"Böylece herkes hak ettiğini buldu, hesap kapandı ve adalet yerini buldu."
Bu kıssa, bizim sadece olayların sonuçlarını ve görünen yüzünü bilebileceğimizi; oysa evrenin sahibinin geçmişi, geleceği, niyetleri ve gizli kalmış tüm sırları bilerek bir denge kurduğunu anlatır. Tam da ifade ettiğimiz gibi: "Gören görür, zalim zalime musallat olur da adalet kendi gizli yollarından mutlaka tecelli eder".
