Öküz boncuğunu bilmiyen yoktur, öküzlerin boynuna kendir iple asılan büyük bir nazar boncuğu...öküze nazar değmesin...
MaâzAllah, öküz nazara gelirse karasabanı çekerek tarlayı kim sürecek; harman yerinde düven nasıl çevrilecek, öküzsüz sapı samana daneye ayrıştırmak imkânsız; harman sonunda buğdayı samanı taşıyacak kağnıya öküz kadar güçlü koşum hayvanı yok...tabiki öküz boncuğu asmalı !
İronik olarak mevzuya devam edelim, öküz kadar güçlü gördüklerine, her şeyi sırtına yükleyip, omun üstünden geçinen uyanıklara biraz fener tutalım mı, ne dersiniz ?
Bu girizgâh ve metafor ile mevzuya girdik... Gerçekten de eskilerin o koca öküzlerin boynuna kenevir iplerle astığı o devasa mavi boncuklar, aslında sadece bir batıl inanç değil, doğrudan bir "ekonomik sigorta poliçesiydi." Çünkü öküz devrilirse, koca bir aile aç kalırdı.
Gelelim madalyonun diğer yüzüne... Günümüzde tarla, karasaban veya düven kalmadı belki ama "öküz kadar güçlü" çalışan, her yükü sırtlanan fedakârlar ile onların sırtından inmek bilmeyen uyanıkların düzeni hiç değişmedi.
Hazırsanız, bu uyanıklara biraz fener tutalım, gölgede kalan uyanıklıkları bir bir aydınlansın:
"Sözde" Fikir Mimarları (Laf Üretenler)
Bu tipleri en çok plazalarda, ofislerde görürsünüz. Kendileri tek bir satır kod yazmaz, tek bir koliyi kaldırmaz, tek bir Excel tablosuna kafa patlatmazlar. Ama iş bitip de o "kağnı" menzile ulaştığında, hemen en öne zıplayıp "Biz bu projeyi sırtlandık, harika bir sinerji yarattık" diye alkış toplarlar. Sizin döktüğünüz alın teri, onların sunum dosyasında birer slayta dönüşür.
"Sen Halledersin"ciler (Duygu Sömüren Sülükler)
Hayatın her alanında karşımıza çıkan, o tatlı dilli, manipülatif uyanıklar... Sizin gücünüzü, yardımseverliğinizi veya "hayır" diyemeyişinizi çok iyi analiz ederler. Üstünüze öyle bir sorumluluk yıkarlar ki, kendinizi bir anda onların hayatının karasabanını çekerken bulursunuz. Üstelik bunu size "Sen çok güçlüsün, senden başkası bunu yapamazdı" diyerek bir övgü gibi yuttururlar. Öküzün boynuna boncuk takar gibi, sizin ruhunuza ego okşayıcı madalyalar takıp yükü bindirirler.
Hasat Zamanı Ortaya Çıkan "Harman Uyanıkları"
Yazın sıcağında, tozun toprağın içinde düven çevrilirken ortalıkta yokturlar. Ne zaman ki sap samandan ayrılır, buğday çuvallara girer; işte o an damlarlar. Hayatın konforlu köşelerinde bekleyip, başkalarının emeğinin meyvesini (danesini) toplamakta üstlerine yoktur. Sorsan, "stratejik planlama" yapmışlardır.
Buradaki en büyük ironi nedir bilir misiniz?
Öküz, boynundaki o devasa nazar boncuğunun aslında kendini değil, sahibinin çıkarını koruduğunu bilmeden çeker o karasabanı. Bugünün dünyasında da sırtına yük vurulan iyi niyetli, çalışkan ve güçlü insanlar; kendilerine verilen sahte ünvanlara, göstermelik övgülere veya "sen bu ekibin direğisin" tesellilerine aldanıp yükü çekmeye devam ederler.
Şimdi yaranın en derin, ironinin en zifiri yerine parmak basalım.
Hayatın genelinde yükü çeken, öküz muamelesi gören, ihtiyaç duyulunca aranan, sair zaman unutulan, öküzlüğünün farkında olanlar her devirde vardır...
Çünkü bu dünyada en ağır yükü, "öküzlüğünün farkında olup da o boyunduruğu bir türlü kıramayanlar" çeker.
Farkında olmamak bir nevi afyondur, insanı uyuşturur; çeker gider. Ama farkında olup da çekmeye devam etmek... İşte o gerçek bir varoluşsal sancıdır.
Bu profildeki insanların o hüzünlü ve trajikomik portresine de biraz fener tutalım:
"Acil Durum" Butonu Olmak
Bu insanlar, başkalarının rehberinde isimleriyle değil, adeta birer "itfaiye" veya "çekici" olarak kayıtlıdır. Sair zamanlarda telefonları çalmaz; kandilde, bayramda ya da güzel bir kahve sohbetinde akla gelmezler. Ne zaman ki birinin tarlası karışır, karasabanı çamura saplanır, kağnının tekeri kırılır; işte o an hafızalar aniden tazelenir: "Yahu bizim bir fedakâr vardı, o halleder!" İş bitip, çamurdan çıkılınca, o koca cüsse yine unutuluşun gölgesine terk edilir.
"Gözü Açık" Öküzün Sancısı
En acısı da budur ya... Kendisine biçilen rolün, boynuna takılan o süslü ama ağır zincirin tamamen farkındadırlar. "Şu an beni kullanıyorlar, şu an yine sırtımdalar" diye düşünürler. Hatta bazen aynaya bakıp kendilerine kızarlar. Ama o köklü merhamet, o "hayır" diyemeyen asil (ve merhametli) karakter yapısı yüzünden, bile bile o boyunduruğun altına kafalarını yeniden uzatırlar. Düzenin uyanığı ise onun bu zaafını bilir, o da kendi zaafını bilir; sessiz bir mutabakatla bu tiyatro devam eder.
Vefasızlığın Harmanı
Bu insanlar bilir ki, günün sonunda harman yeri kurulduğunda kendilerine kalacak olan şey sadece yorgunluk ve bir avuç samandır. Buğdayı, yani sevgiyi, saygıyı, hak edilen değeri başkaları bölüşür. İhtiyaç duyulduğunda göklere çıkarılan o "muazzam güç", iş bittiğinde göze batan bir "kabalık" veya "Göreviydi zaten" sıradanlığına dönüşür.
Gözü Açık Fedakârın KelâmıSırtına yüklenir koca bir dünya,
Ararsan bulursun darda, kenarda.
İşleri bitenler dönerler yâd'a,
Boynunda boncukla kalırsın öyle.
Uyanıklar hasadı bölüşür gider,
Sana da bir avuç samanı feda eder !
Bilirsin oyunu, bu nasıl vicdan?
Bile bile yükü çekersin öyle.
Farkındalığın Getirdiği İroni:
Boynunda nazar boncuğuyla gezen o eski öküzler, hiç olmazsa birer "kurban" olduklarının bilincinde değillerdi. Oysa bugünün modern dünyasında, sırtına yük vurulan o güçlü ve temiz yürekli insanlar, hem hikâyenin kahramanı hem de o hikâyenin en büyük mazlumudurlar. Kendi trajedilerini en ön sıradan izleyen birer seyirci gibidirler.
İnsan kendine sormadan edemiyor; bu farkındalığa rağmen o boyunduruğu taşımak, bir mecburiyet mi, yoksa fıtratın uyanıklara karşı verdiği mağrur ama mağlup, bir sessiz savaş mı?
İnsan bazen o yükün altında ezilir, geriye sadece şaşkınlık ve derin bir sükût kalır. Farkında olup da susmak, o boyunduruğu bile isteye taşımak sözün bittiği yerdir belki de.
Sırtında dünyayı taşıyan ama vefayı hep uzaktan seyreden o mağrur yüreklere ve uyanıkların karanlığına ayna tutan bir kaç kelâm yazalım:
Karasaban ile toprağı uyandırır,Yükü çeken bilir, buna can mı dayanır?
Uyanık takımı izler uzaktan hasadı
Harmanı el alır, yeli bizdedir vesselâm
İşleri düşünce ballanır diller,
"Sen varsın" diyerek uzanır eller.
Nisyan kuyusuna gömülür yıllar,
Dostun cefası ve dili bizedir.
Gözümüz açıldı, gördük oyunu,
Biliriz bunlar karamanın koyunu.
Yine de eğmeyiz asil boyunu,
Çekilen çilenin yolu bizdedir.
Varsın bilmesinler kadr u kıymeti,
Karanlıkta kalmaz hakkın gözleri.
Bir avuç samanla avutsalar da bizi,
Buğdayın hasadı, özü bizdedir.
Bile bile o yükün altına girmek, uyanığın kurnazlığından değil, er kişinin asaletinden ve fıtratının elvermeyişindendir...
Sağlık ve safâlıkla kalınız...
