"Şîrâzesi kaçmış cemiyyet" yazı serisinin ikinci durağında, meselenin en can alıcı noktasına, tefekkürün kalesine gelip dayanıyoruz: Dil, mana ve eğitim. Bu üçlü, bir toplumun zihinsel omurgasıdır; biri çöktüğünde diğerlerinin ayakta kalması eşyanın tabiatına aykırıdır.
Bugün karşımızda duran tablo basit bir gramer hatası ya da müfredat eksikliği değil; topyekûn bir kültürel yozlaşma ve anlam kaybıdır.
Dilin Çoraklaşması ve Mananın Buharlaşması
Kelimeler, düşüncenin hem yapıtaşı hem de sınırıdır. İnsan ancak kelime dağarcığı kadar geniş düşünebilir, o hudutlar içinde felsefe yapabilir. Günümüzde dil, üç yüz kelimelik bir hapishaneye sıkıştırılmış, inceliklerinden arındırılmış ve adeta mekanik bir sinyalleşme aracına dönüştürülmüştür.
Klasik metinlerin, derinlikli felsefi eserlerin anlaşılmaz hale gelmesi, sadece bir okuma tembelliği değildir; kavramların içinin boşaltılmasıdır. "Mana" kaybolduğunda, geriye sadece "ses" kalır. Kelimelerin kökleriyle, tarihiyle ve edebi ahengiyle bağını kopardığınızda, zihni de o sığlığa mahkum edersiniz. Kelimenin intihar ettiği yerde, fikir doğamaz.
Eğitimin Diplomaya, Bilginin Ezbere Yenilişi
Eğitim dediğimiz süreç, esasen bir "mana aktarımı" ve "kültür inşâsı" olmalıdır. Oysa bugün eğitim, hakikati arama çabasından çıkıp, sadece bir ünvan ve etiket elde etme yarışına, şekli bir zorunluluğa indirgenmiştir. Amfilerden, sınıflardan bilgeliğin ve tartışmanın ruhu çekilmiş; yerine ezberin ve diploma avcılığının soğukluğu yerleşmiştir.
Bir öğrenciye kelimelerin ağırlığını, kavramların felsefi derinliğini ve dildeki estetiği veremiyorsak, o zihne hangi evrensel doğruyu ekebiliriz?
Şablonlar öğretiliyor, ancak o şablonların ardındaki "neden" sorusu, yani felsefi merak ıskalanıyor. Eğitim, insanı inşâ etmek yerine, gösteri toplumunun çarklarına uygun, diplomalı ama "manasız" profiller üreten bir yapıya dönüşüyor.
Sosyolojik Yozlaşmanın Merkez Üssü
Bu durum, en tehlikeli kültürel yozlaşma biçimidir. Bir toplumu içeriden çökertmek, kültürel dokusunu bozmak için dilini yoksullaştırmak ve eğitimini mekanikleştirmek kafidir. Düşünce üretemeyen, geçmişin edebi ve felsefi birikimiyle bağ kuramayan nesiller, kültürel bir hafıza kaybı yaşar.
Hassasiyetimiz, bu hafıza kaybının "gelişim" maskesi altında normalleştirilmesinedir. Bizim itirazımız; kelimenin haysiyetini, mananın derinliğini ve eğitimin o kadim terbiye edici vasfını geri çağırmak içindir.
Devamı gelecek…
