Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

11 Temmuz 2026 Cumartesi

İrtifa kaybedenle irtifa kazanan yanyana da...

 

Burası dünya,
alçalarak yükselenler de var,
alçalmadan yükselenler de var...
İrtifa kaybedenle irtifa kazanan yanyana da...
Ya şahsiyet ?

...işte o öyle kolayca ölçülemiyor bir altimetreyle.

Çünkü gökyüzünün aksine, hayatın koordinatlarında irtifa ile itibar her zaman aynı eksene düşmez. Alçalarak yükselenler, basamak yaptıkları değerlerin üzerinde bir kule inşâ ettiklerini sanırlar; oysa yükseldikleri yer, üzerine bastıkları çukurun derinliği kadardır ancak. Eğilip bükülerek tırmandıkları o zirvede, rüzgâr ilk sert estiğinde tutunacak bir omurgaları kalmamıştır.

Alçalmadan yükselenler ise yerçekimine değil, kendi içlerindeki o sarsılmaz merkeze tabidirler. Onların yükselişi gürültülü olmaz; bir dağın ağır ağır oluşması gibi, vakarla ve sindire sindire gerçekleşir. Başları bulutlara erse de, kökleri her zaman doğrunun, hakikatin toprağındadırlar, mütevazı duruşları değişmez.

İrtifa kaybedenle kazananın yan yana yürüdüğü dünya denilen bu garip panayırda, şahsiyet tam olarak şu sorunun cevabıdır:

"Aşağı düşerken mi insanlığından kaybedersin, yoksa yukarı çıkarken mi?"

İrtifa denilen şey nihayetinde izafi bir ölçüdür; bugün zirve olan, yarın uçurum olur. Ama şahsiyet, ne düşmekle eksilir ne de çıkmakla yönünü şaşırır. O, fırtınada da sükunette de yönünü hep aynı kutba, yani "insan kalabilmeye" çeviren şaşmaz bir pusuladır.

İşte bu yüzden, yan yana yürüyen o kalabalığın içinde şahsiyet, bir "görünmez ayrım çizgisidir".

Dışarıdan bakan bir göz için irtifa kazanan herkes "başarılı", irtifa kaybeden herkes "mağlup" görünür. Dünya, vitrine bakar; tabeladaki rakama, ünvanın yaldızına, koltuğun yüksekliğine göre alkış tutar. Oysa şahsiyet, vitrinin arkasındaki o karanlık odada, kimse görmezken kişinin ne yaptığıyla ilgilidir.

Alçalarak yükselenlerin en büyük trajedisi, tırmandıkları o zirvede kendilerini bekleyen o amansız yalnızlıktır. Yukarı çıkmışlardır ama aynaya bakacak yüzleri, sırtlarını yaslayacak bir dostları kalmamıştır. Kazandıkları her irtifa, karakterlerinden verdikleri bir tavizin faturasıdır. Onlar yükseldikçe küçülürler; hem yukarıdan bakanların gözünde hem de kendi iç dünyalarında...

Alçalmadan yükselenler ise düştüklerinde bile o irtifayı kaybetmezler. Çünkü onların yüksekliği makamdan, rütbeden ya da başkalarının övgüsünden menkul değildir. Onlar, haksız bir yükseliştense, şerefli bir düşüşü her zaman daha evla görürler. Bilirler ki, doğrulukla kaybedilen bir mevzi, arsızlıkla kazanılan bir saraydan daha mukaddestir.

Son tahlilde, bu dünya meydanında yürürken omuzumuza çarpan o kalabalıkta:

  • Kimi cebini doldururken ruhunu boşaltır,
  • Kimi basamakları üçer beşer çıkarken insanlığını geride bırakır,
  • Kimi de sessizce yürür, ne eğilir ne bükülür; ama her adımda yeryüzüne bir iz, gökyüzüne bir selâm bırakır.

Şahsiyet; irtifa savaşlarının, menfaat kavgalarının ve yozlaşan rüzgârların orta yerinde, "kendin olarak" ve "had bilerek" kalabilme sanatıdır. Pusulan doğruysa, yol seni nereye götürürse götürsün, menzilin hep selamet olur.

Sağlık ve safâlıkla kalınız...