"Bilgelik; cehaletle savaşmak, kalbini kirden arındırmak, adaleti gözetmek ve her nefeste doğrunun peşinden gitmektir. Adaba uygun, saygılı ve hayâlı olmak yolunda ruhun terbiyesidir. Gerçek irfan; neyi nerede ve nasıl yapacağını idrak edebilmek, haddini bilmek ve bu bilinci daima berrak tutmaktır. Bir insana hakiki değerini vermek, ona samimiyet ve özen göstermek, o insanı canından aziz bilmektir"
Derin felsefi anlamı olan bu konuyu biraz daha tafsilatıyla ele alalım; mevzuyu kültür tanımından yola çıkarak "bilgelik/irfan" seviyesine taşıyalım.
Gerçek kültür ve bilgelik kuru bilgiden ruhun terbiyesine gidilen yolda kazanılır...
Günümüz dünyasında "kültürlü olmak" kavramı genellikle niceliklerle ölçülür hale geldi: Bitirilen prestijli üniversiteler, okunan kitap sayısı, gezilen ülkeler, oturulan lüks mekanlar veya entelektüel çevrelerde boy göstermek... Oysa tüm bunlar, insanı sadece bilgili ya da "diplomalı" yapmaya yarar. Gerçek kültür ve bilgelik ise tamamen başka bir yerde, ruhun derinliklerinde başlar.
Kültür, ünvanların ötesindeki edep ve zarafettedir...
Kültürlü olmak; insanın kaç dil bildiğiyle değil, o dillerle karşısındaki insana nasıl hitap ettiğiyle ilgilidir.
Haddini bilmek ve saygı, kişinin kendi sınırlarının farkında olması, nerede ve nasıl davranacağını seçebilmesidir. Bağırmadan, kırmadan, üstten bakmadan iletişim kurabilme sanatıdır.
Kalbi berrak tutmak, insana sadece "insan" olduğu için değer vermek, ona özen göstermek ve kıymetli olduğunu hissettirmektir. Gerçek kültür; bir kafede garsona, bir üniversitede rektöre gösterilen saygının eşit olmasıdır.
Bilgelik ve irfan ancak kalbini kirden arındırmakla mümkün olabilir...
Kuru bilgiyi bir yaşam pratiğine dönüştürdüğümüzde, yolumuz "Bilgelik ve İrfan" durağına çıkar. Bilgelik; cehaletle sadece dışarıda değil, kendi içimizde de savaşmayı gerektirir.
Bunun için adaleti gözetmek, her nefeste doğrunun, haklının ve hakikatin peşinden gitmek gerektir. Çıkar dünyasında bile dürüstlükten ödün vermemektir.
Ruhun terbiyesi ise elzemdir. Adaba uygun, saygılı ve hayâ sahibi bir duruş, ruhun en yüksek terbiyesidir. Gerçek irfan; neyi, nerede, nasıl yapacağını sadece akılla değil, vicdanla da idrak edebilmektir.
Bu başış açısı ışığında eski bilgelerin de bize hatırlattığı gibi; olgun (kâmil) bir insan olma yolunda çabalamak gerekir, kâmil insanın nihai hedefi ise kusur aramak değil, öncelikle kendi kusurlarını görmek ve gidermeye çalışmaktır, ve hatta:
- Ömür boyu talebe kalmayı göze almak,
- Her yeni bilgide Yaratıcı'nın ve evrenin sonsuzluğunu idrak etmek,
- Gerçek özgürlüğün, nefsin esaretinden kurtulmak olduğunu bilmektir.
Özetle;
Çok şey bilmek sizi entelektüel yapabilir; ancak edep, saygı, samimiyet ve insana verilen saf değer sizi "bilge" kılar. En büyük erdem; bilgiyi kibir vesilesi yapmak değil, kalbi berrak tutarak insanı canından aziz bilmek, yaradılanı yaradandan ötürü sevebilmektir.
Sağlık ve safâlıkla kalınız...
