İnsanlık tarihinin hiçbir döneminde "fazlalık" bugünkü kadar arsızca kutsanmamıştı. Her şeyin daha fazlasına, daha büyüğüne, daha gürültülüsüne tapınılan; ölçünün, muvazenenin ve kanaatin kelime dağarcığından silinip atıldığı bir cinnet çağındayız. Şamanın o kadim uyarısı, bugün neon tabelalarla gözümüze sokulması gereken bir acil durum sirenidir: "İhtiyacımızdan fazla olan her şey zehirdir !
Tecrübe imbiğinden süzüp etrafımıza baktığımızda, gördüğümüz manzara tam bir "sosyolojik toksikasyon" değil mi ?
Hırsı "vizyon", kibri "özgüven", tahammülsüzlüğü "karakter" diye yutturmaya çalışan, vitrini parlak ama içi kof bir kültürel yozlaşma sarmalının içindeyiz. Tabiatın o kusursuz dengesini, bir ekosistemin o muazzam "klimaks" evresini anlamaktan ne kadar da uzağız. Doğada hiçbir organizma, ihtiyacından bir gram fazlasını biriktirmez, talep etmez. Edafik faktörleri düşünün; toprağa gereğinden fazla su veya azot verirseniz bitkiyi coşturmaz, köklerini çürütürsünüz. Sistem kusar. İşte bugünün insanı da sahte bir güce, tüketime, onaya ve egoya o kadar doyurulmuş, o kadar aşırı yüklenmiş durumda ki, zihinsel ve toplumsal bir "hemoliz" yaşıyor; şişiyor, çatlıyor ve patlıyor.
İşin en acı tarafı, zehrin sadece kötülükten veya hırstan gelmemesi. O meşhur "iyi niyet" yok mu?
Belki de en sinsi çürüme tam da oradan başlıyor. Sınırlarını çizmeyi bilmeyen, muhatabının kendi ayakları üzerinde durma, düşüp dizini kanatarak hayatı öğrenme hakkını gasp eden o "fazla" iyi niyet...
Empati adı altında başkasının yükünü sırtlanıp onu tembelleştiren, sürekli verici olarak kendi öz saygısını eriten, sonunda da nankörlükle suçlayan yığınlarla dolu etrafımız. İyiliğin ifratı, fedakarlığı enayiliğe, sevgiyle kurulan bağı ise hastalıklı bir bağımlılığa dönüştürüyor. Kişinin zihinsel evrimini durduran, ona konforlu bir cehennem yaratan bundan daha tatlı bir zehir olabilir mi?
Enfüste de, afakta da kural değişmez: Dengeyi bozan, kapasiteyi aşan her adım, sistemi eninde sonunda çöküşe götürür. Kuantum evreninden dalga mekaniğine, hücre biyolojisinden insan psikolojisine kadar her zerre evrende bir "kararlılık" ararken, insanın sürekli "hep daha fazlası" diyerek kendi sonunu hazırlaması trajikomik bir ahmaklıktır.
Sözün özü; cebinizdeki gücü beyninizdeki zekayı, kalbinizdeki merhameti veya eylemlerinizdeki iyi niyeti... dozunu ayarlayamadığınız, aklın ve ihtiyacın ötesine taşırdığınız an, kendi ellerinizle hazırladığınız o zehri yudumlamaya mahkumsunuz demektir, vesselâm.
