Dalga Mekaniği ve Frekansların Diliyle Zahir ve Batın
Beşeriyetin gözüyle gördüğü "katı ve durağan" dünya, aslında görünmeyen muazzam bir dalga mekaniğinin, frekansların ve enerji alanlarının yüzeyde bıraktığı köpükten ibarettir. Modern fizik ile kadim irfan tam da bu noktada kesişir: "Zahir", bizim algı sınırlarımıza sıkışmış dalga boyları; "Batın" ise o algının arkasında durmaksızın titreşen saf enerjidir.
Estetik ve teknik örnekler üzerinden bu hakikati katmanlarına ayıralım:
Renkler ve Dalga Boyları: Algının Sınırındaki İllüzyon
Gözümüzün gördüğü o büyüleyici renkler (zahir), aslında evrende kendi başlarına "renk" olarak mevcut değildir. Batındaki gerçeklik, saniyede yüz trilyonlarca kez titreşen elektromanyetik dalgalardan ibarettir.
Mesela zahir (görünen)de muhteşem bir erguvan rengi ya da derin bir mavinin batını (hakikat)i şöyledir; erguvan dediğimiz şey, aslında saniyede yaklaşık 400 x 10 üzeri 12 Hz frekansında salınan ve göz reseptörlerimizin elektriksel sinyale dönüştürdüğü 700 nm (nanometre) boyundaki bir dalga hareketidir.
Beşeriyet, tayfın (spektrumun) sadece milyonda birlik daracık bir aralığına ("Görünür Işık") bakıp evreni gördüğünü sanır. Oysa kızılötesi, morötesi, röntgen ve gama dalgaları gibi devasa bir batın alem, gözün perdesinin arkasında her an akıp gitmektedir.
Bir diğer misal verelim; Doğru Akım (DC) ve Alternatif Akım (AC)a baktığımızda birinde durağanlık diğerinde devr-i daim var...
Elektrik akımının bu iki farklı formu, zahir ile batın arasındaki o dinamik ilişkiyi harika bir mühendislik diliyle özetler:
Doğru Akım (Zahirdeki Kararlılık): Elektronların tek bir yönde, doğrusal ve sabit bir çizgide akmasıdır. Tıpkı bizim dünyayı doğrusal bir zaman çizgisi ve katı bir mekandan ibaret görmemiz gibi, DC de düz, pürüzsüz ve sakin görünür.
Alternatif Akım (Batındaki Dalgalanma): Elektronlar sürekli yön ve kutup değiştirir; bir ileri, bir geri muazzam bir frekansla (50-60 Hz) dalgalanır. Görünürde sabit duran bir ışık kaynağı (zahir), aslında batında saniyede 100 kez sönüp yanan bir kutup değişimidir.
Biz yüzeyde sabit bir enerji (DC benzeri bir durağanlık) algılarken, evrenin batınındaki nizam durmaksızın salınan, titreyen ve zıt kutuplar arasında gidip gelen bir AC mekanizmasıdır.
Bunu Kuantum alanları ve maddenin dağılıp enerjiye dönüşmesi ile anlamaya çalışalım.
Klasik fiziğin "katı madde" zannettiği şey, kuantum alan teorisinde sadece "frekansı yoğunlaşmış enerji alanlarıdır".
Bir atomun %99.9999999'u boşluktur. O boşluğu dolduran şey ise belirli frekanslarda dalgalanan kuantum alanlarıdır. Biz masaya dokunduğumuzda sert bir madde (zahir) hissederiz; fakat batında gerçekleşen şey, masanın atomlarındaki elektron dalga fonksiyonları ile elimizdeki elektron dalga fonksiyonlarının birbirini elektromanyetik güçle itmesinden ibarettir.
Yani beşeriyetin "dokundum ve gördüm" dediği her şey, aslında iki farklı frekansın birbiriyle karşılaşma ritmidir. Basiret sahibi bir nazar, maddeye baktığında katılık değil, o katılığı var eden elektromanyetik senfoniyi, yani gizli dalga boylarını işitir.
Bu iki bilimsel örnek üzerinden bakınca beşeriyetin zahiri bakışının ardında, hakikat batınını görme basireti yoksa algısı görünende takılı kalır....ilim sahibi ve basiret ehli ise ardını görür.
Görünenden İçeriye: Zahirden Batına Hicret
Beşeriyetin zahiri bakışının ardında hakikat batınını görme basireti... O basiret ki, gözün gördüğü madde perdesini yırtıp, gönlün şahit olduğu mana iklimine açılan ilk kapıdır. İnsan, sadece duyularıyla sınırlı kaldığında kainatı sığ bir aynadan ibaret sanır; oysa o aynanın arkasındaki sır, ancak can gözü açık olanlara aşikâr olur.
Bu idrak yolculuğunu derinleştirecek kelâm silsilesi şöyle akıp gider:
Perdenin Kalkması: Suretten Sirete
Zahir, eşyanın dış yüzü; batın ise onun ruhu, özü ve varlık sebebidir. Beşeriyet, çoğunlukla kabukla oyalanır, çiçeğin rengine takılır da kökteki gizli canı fark edemez. Oysa hakiki basiret, her varlığı bir "ayet", okunmayı bekleyen gizli bir mektup gibi görmektir.
"Dış zineti bırak, içteki nakışa bak; zira sedefin kıymeti üstündeki yosundan değil, içindeki incidendir."
Kesretten Vahdete: Çoklukta Bir'i Bulmak
Dünya hayatı bir çokluk (kesret) hengamesidir. Sesler, renkler, hırslar ve telaşlar insanı kuşatır. Fakat batın aynasına nazar kılan akıl bilir ki, bu muazzam çeşitliliğin, bu durmaksızın dönen nizamın ardında tek bir Hakikat silsilesi tecelli etmektedir. Maddenin en küçük cüzünden feleklerin dönüşüne kadar her şey, aslında aynı gizli nizamın heceleridir.
Basiretin Şartı: Gönül Aynasını Cilalamak
Göz görür, akıl tartar ama ancak "gönül basireti" idrak eder. Bu basirete erşimek, zihni ve kalbi dünyevi yozlaşmanın, önyargıların ve nefsin (egonun) kesif tozundan arındırmakla mümkündür. Ayna temizlendikçe, zahirin arkasındaki o derin ve kusursuz mana, hiçbir felsefi zorlamaya gerek kalmadan kendiliğinden aşikâr olur.
Bu bakış açısıyla zahir, zamanın akışında kaybolan ve eskiyen yüzdür. Batın ise mekândan ve zamandan azade olan, kadim olan özdür.
İşte basiret bu iki alemi birbirine bağlayan, insanın gönlüne/kalbine lütfedilmiş en zarif köprüdür.
Bu basiret kapısı aralandığında, insan kâinâtta tesadüfe yer olmadığını, her zıtlığın ardında bir uyum, her sessizliğin içinde muazzam bir feryat ve her fani suretin arkasında baki bir tecelli saklandığını ilanihaye idrak eder, anlar.
Sağlık ve safâlıkla kalınız...
