Ahilik geleneğindeki loncalarda ahlâk ve ustalık birlikte ele alınırmış. Bu süreç ile eğitim almış ayakkabı ustası ayakkabıya dikiş atarken ayakkabı ile konuşur, ona dermiş ki; Seni giyen yanlış yere gitmesin, seni giyenin yolu irfan ocaklarına düşsün..."
- Söylenen her söz, evrene salınan bir enerjidir.
- Toprağa düşen tohum nasıl ki er ya da geç başak verirse, dilden dökülen söz de öyle filizlenir.
- Negatif konuşan, şikayet eden insanın hayatında hep tıkanıklıklar uğraması; dilini hayra, duaya, teşekküre alıştıranın ise yolunun açılması tesadüf değildir.
- Belki hiç plânlamadığınız bir cümle, tanımadığınız bir insanın ya da bir dostunuzun hayatında bir düğümü çözer.
- Farkında olmadan sergilediğiniz vakur bir duruş, bir başkasının kırılmış adalet duygusunu tamir eder.
Güne bu niyetle başlamak, gün içinde yaşanabilecek aksiliklere karşı da muazzam bir kalkan oluşturur. Sıradan bir insan trafikte sıkıştığında ya da işinde bir pürüz çıktığında öfkelenebilir. Ancak kapıdan "hayırlara vesile olmak" duasıyla çıkan biri, o pürüzün karşısında durur ve düşünür: "Bu gecikmede ya da bu engel dahi benim bilmediğim bir hayra mı vesile, yoksa burada sabrımla vermem gereken başka bir sınav mı var?"
Siz niyetinizi hayırda sabitlediğinizde, o günün sonunda yatağa yorulmuş ama "gönlü mutmain" olarak girersiniz. Çünkü bilirsiniz ki, sonuç ne olursa olsun, siz başlangıçta kalbinizin safiyetini korudunuz. Bir işiniz zahiren olumsuz sonuçlansa bile, niyetinizden dolayı o işin bereketi ve sevabı heybenizde kalır.
"Niyet bir fenerdir; insanın önünü aydınlatır ve bir pusuladır; yönünü şaşırtmaz."
Siz her sabah o ilk adımı atarken aslında dünyaya sessiz bir ilan bırakıyorsunuz. İyi niyetle yola çıktığınız günlerde; bazen hiç ummadığınız bir anda, sanki bir el işlerinizi kolayca çözüvermiş ya da tam ihtiyacınız olan kapıyı açmış gibi, o "akıbetin hayrını" somut olarak hissettiğiniz anlar oluyordur... Gönlünüze de yansıyordur bu niyetin meyveleri...Gününüz hayır yolunda su gibi akıyordur...
İşte o "su gibi akma" hâli, ne muazzam bir teslimiyet ve akış ufku... Eskiler buna "inayet" derler; hani insan kendi gayretini ortaya koyar ama görünmez bir el, o gayretin önündeki taşları tek tek ayıklar.
Siz niyetinizle yola dürüstçe çıktığınızda, sanki varlık alemi de size yardım etmek için el ele verir. Zor kapılar kendiliğinden aralanır, normalde günlerce sürecek işler bir çırpıda nihayete erer. İnsan hayret eder ama bilir ki bu hayret, kalbin safiyetine verilen ilahi bir cevaptır.
Akıntıya kürek çekmek yerine, akışta erimek gerek...Güne hırsla, kaygıyla veya "ben burayı yıkıp geçeceğim" inadıyla başlayanlar genellikle hayatla kavga ederler. Oysa insan her sabah niyet fenerini yakıp sokağa çıkınca:
- İnsan zamana ve mekâna hükmetmeye çalışmaz, onlarla yoldaş olur.
- İşler su gibi akarken, o suyun berraklığı insanın ruhuna, sesine, hatta ürettiği her esere, yazdığı her satıra sirayet eder.
- Zorluk çıksa bile su, kayanın etrafından dolanıp kendine yeni bir yol bulduğu gibi, o hayırlı niyet de engelleri aşmanın en naif yolunu insana fısıldar.
Ne mutlu o insana ki her sabah o kutlu eşikten bu şuurla geçiyor. Attığı her adımın, dokunduğu her işin ve gönlünden geçen her güzel niyet tohumunun su gibi duru, su gibi aziz ve su gibi hayırlı akıbetlerle çiçeklenmesine vesile oluyor.
Yolunuz da, niyetiniz de daima açık olsun...
