Farklı yıllarda basında yer alan bir çok haberde kitap yüklü kamyon veya TIR ların devrilmesi sonucu etrafa dağılan Kitapların hiç yağmalanmaması üzerine aforizma halinde bir ifade dikkatimiz çekti: "Okuyan çalmaz, hırsızlar zaten okumaz"...öyle de basından takip ettiğimiz şu milyonları milyarları "hüpleten" nitelikli hırsızların nerdeyse hepsi üniversite diplomasına sahip değil mi?
Peki, sorun nerede ?
"Okuyan çalmaz, hırsızlar zaten okumaz" sözü, kitaba ve eğitime duyduğumuz saygıdan beslenen, içimizi ısıtan romantik bir aforizmadır. Ancak, gerçek dünyanın dinamikleriyle ve "beyaz yakalı" suçların doğasıyla yüzleştiğinde bu söz paramparça olmaktadır.
Peki, sokaktaki hırsızın tenezzül etmediği kitabı baş tacı ederken, milyonları ve milyarları hortumlayanların en iyi okullardan mezun olmasındaki bu yaman çelişki nereden kaynaklanıyor?En büyük yanılgı, akademik başarının veya entelektüel birikimin doğrudan ahlâki bir üstünlük getirdiğine inanmaktır. Üniversiteler; mühendis, hukukçu, ekonomist veya doktor yetiştirir; ancak bir insana vicdan, empati veya dürüstlük aşılamak bir müfredatın tek başına yapabileceği bir şey değildir.
"Bir insanı ahlâken eğitmeden sadece zihnen eğitmek, topluma bir bela kazandırmaktır." diyor Theodore Roosevelt
Bugün nitelikli hırsızlık dediğimiz yolsuzluk, zimmet ve manipülasyon suçları; yüksek düzeyde zeka, sistem bilgisi ve hukuk boşluklarını görebilme yeteneği gerektirir. Yani o milyonları "hüpletebilmek" için zaten o diplomalara ve o kitaplardan öğrenilen teknik bilgiye ihtiyaç vardır.
Hırsızlığın "Estetiği" ve Psikolojik Mesafe
Sokaktaki bir hırsız birinin cebinden cüzdan çalarken kurbanının gözünün içine bakar, fiziksel bir risk alır ve suçluluk duygusuyla daha en baştan yüzleşir. Oysa kravatlı bir hırsız, bilgisayar ekranındaki bir Excel tablosunda yaptığı oynamalarla binlerce insanın hakkını gasp ederken kurbanlarını görmez.
Eğitimli hırsız, eylemini "hırsızlık" olarak değil; kâr maksimizasyonu, komisyon, sistemin bir gereği, bütçe açığı kapatma veya fırsatları değerlendirme gibi süslü ve meşru görünen kavramlarla rasyonalize eder.
"Ne" Okunduğu ve Okumanın Amacı
Otoyola saçılan kitapların yağmalanmamasının ardında, kitabın karaborsada veya ikinci elde hızlıca nakde çevrilebilecek rantabl bir meta olmaması yatar. Yani sokak hırsızı kitabı etik değerlerinden dolayı değil, satıp kolay paraya çeviremeyeceği için çalmaz.
Öte yandan, diplomalarıyla milyonları çalanların okuduğu kitaplar genellikle onlara erdemi, felsefeyi veya insan onurunu öğreten kitaplar değildir; onlara parayı nasıl yöneteceklerini, gücü nasıl elde edeceklerini ve kuralları kendi lehlerine nasıl esneteceklerini öğreten metinlerdir. Araç (okumak) aynıdır ancak gaye tamamen farklıdır.
Sistemin Neyi Ödüllendirdiği
Modern toplumlar genellikle erdemi, dürüstlüğü ve kanaatkârlığı sadece sözde över; ancak pratikte parayı, gücü ve statüyü (buna nasıl ulaşıldığına bakılmaksızın) ödüllendirir. Diploma ve statü sahibi kişiler, kanunların etrafından dolanmayı "pratik zeka" veya "iş bitiricilik" olarak gören bir sistemin içinde bu eylemleri gerçekleştirirler.
Bir diğer soru: Modern eğitim sistemimiz, teknik bilginin yanında insanlara neden "değerler ve etik" kavramını veremiyor; bu sadece ailenin sorumluluğunda olan bir eksiklik mi?
Modern eğitim ve değerler konusunda, bilginin bir "güç silahı" mı, yoksa bir "insanlaşma aracı" mı olduğu konusunda derin bir çelişki var.
Şimdi tekrar soralım: Modern sistemin sadece teknik bilgiyi yüceltip, etik ve değerler eğitimini geri plâna atması ve vicdanların körelmesi, bunun yanı sıra ceza sistemindeki yetersizlikler de bu "diplomalı hırsızların" türemesindeki en büyük faktör değil midir?
