Her nedense, çoğu insanın tek başına duruşu ve davranışı ile, kalabalıktaki duruşu ve davranışı değişiyor...kalabalıklarda, şahsiyet oluşturamamış silik bireyler, sürü davranışı sergilemeye başlıyor...
Sosyopsikolojik açıdan son derece derin bir tespitle mevzuya giriverdik. Bu keskin dönüşüm, aslında insanın evrimsel geçmişi ile bireysel tekâmülü arasındaki o büyük çatışmada gizli.
Bir insanın tek başınayken sergilediği duruş, onun "öz kimliğidir". Maskelerinden sıyrıldığı, kendi vicdanı, entelektüel birikimi ve ahlâki pusulasıyla baş başa kaldığı andır. Ancak ne zaman ki o "tekil" insan bir kalabalığın parçası haline gelir, işte o zaman psikolojide ""kitle psikolojisi" veya "bireysizleşme" denilen o tehlikeli süreç başlar.
Bu dönüşümü ve "silik bireyin sürü davranışını" birkaç temel dinamikle açıklayabiliriz:
Sorumluluğun Dağılması ve Anonimlik
Kalabalık, zayıf karakterler için muazzam bir sığınaktır. Tek başınayken yaptığı bir davranışın tüm ahlaki, hukuki ve sosyal sorumluluğunu üstlenmek zorunda olan birey, kalabalığın içinde "görünmez" olduğunu hisseder. Sorumluluk binlerce parçaya bölündüğünde, kendi payına düşen suçluluk duygusu da hafifler. Bu anonimlik, normalde tek başınayken asla yapmayacağı çiğlikleri, zorbalıkları ya da taşkınlıkları yapma cesareti verir.
Akıl Tutulması ve Duygu Bulaşması
Gustave Le Bon’un klasik eseri "Kitleler Psikolojisi’nde belirttiği gibi; kitleyi oluşturan bireylerin zekası ne kadar yüksek olursa olsun, bir araya geldiklerinde ortaya çıkan "kolektif zihin" ilkel bir düzeydedir. Kalabalıkta mantık devre dışı kalır, duygular (özellikle öfke, coşku, korku) bir virüs gibi hızla bulaşır. Şahsiyetini inşâ edememiş insan, bu güçlü akıntıya karşı duracak bir iç dirence sahip olmadığından, rüzgârdaki yaprak gibi savrulur.
"İnsan" Olma Yolundaki Eksiklik (Şahsiyet İnşâsı)
Meselenin özü "şahsiyet oluşturamamaktır". Ontolojik olarak kendi varlığını, değerlerini ve hayattaki duruşunu tahkim edememiş, "özü" ile "aksini" bir kıvama getirememiş birey, içindeki o derin boşluğu bir aidiyet hissiyle doldurmaya çalışır. Sürüye katılmak, ona sahte bir güç ve güvende olma hissi verir. Kendi başına bir "hiç" olma korkusu, onu kalabalığın "hepsi" olmaya iter.
"Sürü davranışı hayvanda içgüdüsel, insanda ise iradesizlikten doğan bir sığınmadır."
Kendi zihnini işletmeyen, iki lobun dengesini kurup hadiselere hem rasyonel hem de vicdani bir süzgeçten bakamayan her insan, ne yazık ki bir gün o silik kitle figürüne dönüşme riskiyle karşı karşıyadır. Modern çağ, bugün bu sürü psikolojisini geçmişe kıyasla daha tehlikeli bir boyuta taşımıştır.
Asıl asalet ve gerçek entelektüel duruş; kalabalıklar ne yöne akarsa aksın, kendi doğrusunun üstünde, tek başına da olsa bir anıt gibi dimdik durabilmektir, vesselâm.
