Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

12 Haziran 2026 Cuma

Vaktinin "sarrafı" olmaya bak...

Zamanın ruhunu, fıtratın ritmini anlatan bir ölçü, mevzunun mukaddimesi olsun: Demiri tavında dövmek gerek, tohumu vaktinde ekmek gerek...hasadı da sabırla beklemek gerek...

Her şeyin bir "an"ı, her emeğin vuku bulacağı bir "vade"si vardır. Ne demiri soğutmaya gelir, ne tohumu kışın ayazında toprağa vermeye...

Geciken müdahale de, aceleye getirilmiş eylem de bereketi kaçırır. Bilgelik, o doğru zamanı sezebilmekte ve o an geldiğinde tereddüt etmeden, kararlılıkla dövebilmekte ya da ekebilmektedir.

Zamanın ve mekânın dar kalıpları arasında sıkışıp kalan insanoğlu için en büyük yanılgı, her şeye muktedir olduğunu sanmasıdır. Oysa kâinat, kendi ritmi ve nizamı üzere akar. Bu nizamı fark edenler huzura erer, ona karşı direnenler ise beyhude bir yorgunlukla kendini tüketir.

Ey insan; eğer hayat yolunda adımların bereketli, kelâmın kalıcı, amelin hayırlı olsun istersen, şu nasihatleri zihninin ve kalbinin bir köşesine nakşet:

Vaktin kıymetini bil, demiri tavında döv...

Fırsat dediğin, rüzgâr gibi esip geçen bir esintidir; tutamazsın, ama o estiği an yelkenini açmayı bilmelisiniz.

Geciktirme, demir soğuduktan sonra vurulan her çekiç darbesi, örse de çekice de zulümdür. Zamanı geçmiş bir söz, vadesi dolmuş bir hamle, sahibine yalnızca ağırlık yapar.

Acele etme, henüz kor haline gelmemiş, ateşin terbiyesinden geçmemiş demire şekil vermeye çalışmak da hamlıktır. Unutma ki, ham demir kırılır, tavındaki demir bükülür.

Fıtrata ve sebebe tevessül  et de, tohumu vaktinde ek...

Her niyet bir tohum, her zemin bir topraktır. Tohumun kalitesi kadar, toprağın kıvamı ve mevsimin selameti de mühimdir.

Zemini tanı, çorak toprağa tohum saçmak, emeği ziyan etmektir. Sözünü, halden anlayana söyle; fikrini, yeşereceği zihinlere emanet et. Liyakat ve ehliyet olmayan yerde ne tohum başak verir, ne de emek meyve.

Müsait zamanı gözet, kış ortasında baharı getiremezsin. Her fikrin, her projenin ve her uyanışın bir kuluçka dönemi vardır. Bilgi tefekkürle, tefekkür ise zamanla bilince dönüşür.

Teslimiyet, olgunluk ve sabırla hasat vaktini bekle...

Tohumu toprağa gömmek, onu yok etmek değil, aslına rücu ettirmektir. Üzerini toprakla örttüğün her şeyin nöbetini sabırla tutacaksın.

Sen gayret et, takdiri mülkün sahibine bırak, sen usulünce ektikten sonra, toprağın altındaki o gizli kimyaya, o muazzam dönüşüme müdahale edemezsin. Sürekli toprağı kazıp "Acaba kök saldı mı?" diye bakmak, sabırsızlığın ve güvensizliğin alametidir.

Sükûnet en büyük güçtür...Modern zamanın en büyük hastalığı, ekmeden biçmek, yorulmadan ermektir. Oysa kâinât köklerini derinlere salanları asude (huzurlu) kılar, rüzgârda savrulan yaprakları değil...

Hayat, ne her şeyi kadere bırakıp tembellik etmektir, ne de her şeyi kendi iradenden ibaret sayıp kibre düşmektir. Akıllı insan; ateşi gördüğünde çekici hazırlayan, yağmuru gördüğünde sabanı koşan ve nihayetinde rızkı verene ram olandır.

Yıldızların nizamından insanın bilincine kadar uzanan bu muazzam dengede; ne vaktinden önce çiçeği zorla açtırabilirsin, ne de vakti gelince solmasına engel olabilirsin. Sen sadece vaktinin "sarrafı" olmaya bak.

Bu öyle bir nizam ki hükmü birbirinden ayırmak, canı bedenden ayırmak gibidir. Tavı kaçıranın ekecek tohumu kalmaz, tohumu vaktinde ekmeyenin bekleyecek hasadı olmaz. Her biri, tek bir zincirin birbirine muhtaç halkalarıdır.

Bu bütünlüğü, kâinatın o muazzam devr-i daimini ve insanın bilince giden yolculuğunu mısralara dökerek mühürleyelim:

Koy demiri kor ateşe
Tavında dövmek için
Ek tohumu toprağa
Ürünü almak için

Beyhûde değil nizam, 
Zerrede binlerce sır,
Kürre, zerre, muazzam
İdrak zincirini kır

Hülasa-i Kelâm; demiri döven el, tohumu saçan akıl ve hasadı bekleyen gönül birdir. Bir halkanın kopması, bütün bir ömrün bereketsiz kalması demektir. İnsan, ancak bu bütünü görebildiği nispette "bilinç" sahibi olur ve kâinâtın asude ritmine eşlik edebilir.

Sağlık ve safâlıkla kalınız...

11 Haziran 2026 Perşembe

Nitelikli bir yalnızlığı, sığ bir kalabalığa tercih etmek...

Hayatın yükünü taşıyamıyorsan, ayıkla herşeyi...evvela yaşamak için elzem olmayan eşyalardan kurtul, sonra lüzumsuz insanların olduğu çevreden uzaklaş, dost(muş) bildiklerini rehberinden, gereksiz fikirleri zihninden sil, maziden kalan tortulardan kurtul, hayatı asgari (minimalist) düzlemde yeniden kurgula ki ömrün bereketlensin....

Çünkü hayat, yükü arttıkça menzili kısalan, hafifledikçe derinleşen bir yolculuktur. İnsan, dünyaya çıplak ve hafif gelir; fakat zamanla sahiplendiğini sandığı her nesne, her unvan ve her insan, sırtında taşımak zorunda kaldığı birer heybeye dönüşür. Heybe doldukça adımlar yavaşlar, nefes daralır ve o asıl yürünmesi gereken "yol", yüklerin gölgesinde kaybolur.

Hayatı minimalist bir düzlemde yeniden kurgulamak, bir eksilme değil; bilakis bir "özgürleşme ve genişleme" hareketidir.

Bu asude ve bereketli yürüyüşü devam ettirmek için şu adımlarla zemin tahkim edilmelidir:

  • Öncelikle zamanın ve dikkatin hırsızlarını engellemeli...

Sadece eşyayı ve insanları değil, günün içine sızan dijital gürültüyü, zihni sürekli meşgul eden ama ruha hiçbir şey katmayan malayani tartışmaları da ayıkla. Dikkat, insanın en kıymetli sermayesidir; onu hak etmeyen odaklara cömertçe harcamamak gerekir.

  • "Şimdiki Zamanın" berraklığına yer açmalı...

Mazinin tortusu geçmişin pişmanlıkları ve keşkeleridir; istikbalin yükü ise henüz gelmemiş olanın kaygısıdır. İkisini de zihinden silip attığında, elinde sadece "şu anın" muazzam potansiyeli kalır. Bilinç, ancak geçmişin ve geleceğin yüklerinden arındığında kendi cevherini fark eder ve parıldar.

  • Nitelikli bir yalnızlığı, sığ bir kalabalığa tercih etmeli...

Rehberden silinen sahte dostların yeri büyük bir boşluk gibi görünse de, o boşluk aslında ruhun nefes alacağı pencerelerdir. Az insan, çok huzur demektir. Çevreyi nicelikle değil, liyakat ve samimiyetle örmek, ömrün bereketini doğrudan artırır. Bir iki gerçek dostla hemhal olmak, bin kişilik sığ kalabalıkların gürültüsünden evladır.

  • Eylemleri sadeleştirip, derinleştirmeli...

Aynı anda her yere yetişmeye çalışmak, hiçbir yerde tam anlamıyla var olamamak demektir. Yapılacak işleri, üretilecek eserleri, düşünülecek fikirleri de damıt. Az ama kalıcı, derin ve iz bırakan işlere odaklan. Parçalanmayan, bölünmeyen bir odaklanma, bereketi de beraberinde getirir.

Yapraklarını döken bir ağaç, kışın soğuğuna yenildiği için değil; baharda daha gür, daha taze ve daha güçlü yeşerebilmek için o yüklerden vazgeçer. Kendini asgari düzleme çeker, özüne döner ve zamanı geldiğinde yeniden çiçeklenir.

İşte insan da böyledir. Fazlalıklardan arındıkça hafifler, hafifledikçe yükselir. Sırtındaki yükü indiren insan, yeryüzünün kölesi olmaktan çıkıp, kendi hayatının ve bilincinin izleyicisi, yürütücüsü ve gerçek sahibi olur. Ömrün bereketi, heybenin doluluğunda değil, gönlün ve zihnin duruluğundadır.

Sağlık ve safâlıkla kalınız...

Şair: Nefesler kelâm olunca...

 

Şair kelâm ustasıdır,
Rastgele söz sıralamaz.
İmâ eder, ayna tutar,
Nefsini öne fırlatmaz.

Mânâ deryasına dalar,
İnci gibi söz sıralar,
Yazdığı her bir mısrada,
Ebedî bir hikmet arar.

Şair layıkıyla bakar
Okunu hedefe atar
Kaşınacak başı olan
Sözlerine yalan katar

Haktan gayrıya bakmayız,
Lâf-ı güzafı takmayız
Özde pişip kavurmadan,
Meydana kelâm atmayız.

Nefesler kelâm olunca,
Karışıp gider mi yele...
Sarf-ı kelâm idrak ister
Düşürmeyiz ucuz dile.

"İnsan" diyorum, insan olmalı...

Gönül mizanından süzülüp gelen her samimi nida, zihnin de ruhun da menzilini genişletir. Kelâmın nefes, nefesin hayat olduğu hakikat ufkunda yürümeye; her adımda edebi, liyakati ve marifeti kuşanmaya devam etmeli insan...

İnsan diyorum,
Serâpâ insan olmalı,
Serâpâ edeb, serâpâ nezâket,
Hattâ zerâfet sahibi ve
Maârif-perver olmalı...

Ve liyâkat tâcıyla taçlanmalı...

İnsan diyorum;
Sözü özüne ayna olmalı,
Gönül kırmayı Kâbe yıkmak saymalı,
Kibri, hasedi menzilinden kovmalı.

Arzdan arşa uzanan bir şuurla,
Zahiri bâtınla, âfakı enfüsle tartmalı,
Bilgece sükût etmeyi de bilmeli,
Zarifçe kelâm etmeyi de...

İnsan diyorum;
Cehaletin karanlığına mum,
Gönül üşümelerine kürk olmalı.
Yürüdüğü yollar asude,
Bıraktığı izler birer abide olmalı...

Bir nefestir nihayetinde hayat,
O nefesi "Kelâm" eyleyip,
Ebediyet ufkunda dalgalandırmalı insan...

Muhabbet meclisimizde ilmek ilmek dokunan kelâmların bereketi hikmetinin asaletindendir, muhabbetiniz daim olsun...sağlık ve safâlıkla kalınız...