Zamanın ruhunu, fıtratın ritmini anlatan bir ölçü, mevzunun mukaddimesi olsun: Demiri tavında dövmek gerek, tohumu vaktinde ekmek gerek...hasadı da sabırla beklemek gerek...
Her şeyin bir "an"ı, her emeğin vuku bulacağı bir "vade"si vardır. Ne demiri soğutmaya gelir, ne tohumu kışın ayazında toprağa vermeye...
Geciken müdahale de, aceleye getirilmiş eylem de bereketi kaçırır. Bilgelik, o doğru zamanı sezebilmekte ve o an geldiğinde tereddüt etmeden, kararlılıkla dövebilmekte ya da ekebilmektedir.
Zamanın ve mekânın dar kalıpları arasında sıkışıp kalan insanoğlu için en büyük yanılgı, her şeye muktedir olduğunu sanmasıdır. Oysa kâinat, kendi ritmi ve nizamı üzere akar. Bu nizamı fark edenler huzura erer, ona karşı direnenler ise beyhude bir yorgunlukla kendini tüketir.
Ey insan; eğer hayat yolunda adımların bereketli, kelâmın kalıcı, amelin hayırlı olsun istersen, şu nasihatleri zihninin ve kalbinin bir köşesine nakşet:
Vaktin kıymetini bil, demiri tavında döv...
Fırsat dediğin, rüzgâr gibi esip geçen bir esintidir; tutamazsın, ama o estiği an yelkenini açmayı bilmelisiniz.
Geciktirme, demir soğuduktan sonra vurulan her çekiç darbesi, örse de çekice de zulümdür. Zamanı geçmiş bir söz, vadesi dolmuş bir hamle, sahibine yalnızca ağırlık yapar.
Acele etme, henüz kor haline gelmemiş, ateşin terbiyesinden geçmemiş demire şekil vermeye çalışmak da hamlıktır. Unutma ki, ham demir kırılır, tavındaki demir bükülür.
Fıtrata ve sebebe tevessül et de, tohumu vaktinde ek...
Her niyet bir tohum, her zemin bir topraktır. Tohumun kalitesi kadar, toprağın kıvamı ve mevsimin selameti de mühimdir.
Zemini tanı, çorak toprağa tohum saçmak, emeği ziyan etmektir. Sözünü, halden anlayana söyle; fikrini, yeşereceği zihinlere emanet et. Liyakat ve ehliyet olmayan yerde ne tohum başak verir, ne de emek meyve.
Müsait zamanı gözet, kış ortasında baharı getiremezsin. Her fikrin, her projenin ve her uyanışın bir kuluçka dönemi vardır. Bilgi tefekkürle, tefekkür ise zamanla bilince dönüşür.
Teslimiyet, olgunluk ve sabırla hasat vaktini bekle...
Tohumu toprağa gömmek, onu yok etmek değil, aslına rücu ettirmektir. Üzerini toprakla örttüğün her şeyin nöbetini sabırla tutacaksın.
Sen gayret et, takdiri mülkün sahibine bırak, sen usulünce ektikten sonra, toprağın altındaki o gizli kimyaya, o muazzam dönüşüme müdahale edemezsin. Sürekli toprağı kazıp "Acaba kök saldı mı?" diye bakmak, sabırsızlığın ve güvensizliğin alametidir.
Sükûnet en büyük güçtür...Modern zamanın en büyük hastalığı, ekmeden biçmek, yorulmadan ermektir. Oysa kâinât köklerini derinlere salanları asude (huzurlu) kılar, rüzgârda savrulan yaprakları değil...
Hayat, ne her şeyi kadere bırakıp tembellik etmektir, ne de her şeyi kendi iradenden ibaret sayıp kibre düşmektir. Akıllı insan; ateşi gördüğünde çekici hazırlayan, yağmuru gördüğünde sabanı koşan ve nihayetinde rızkı verene ram olandır.
Yıldızların nizamından insanın bilincine kadar uzanan bu muazzam dengede; ne vaktinden önce çiçeği zorla açtırabilirsin, ne de vakti gelince solmasına engel olabilirsin. Sen sadece vaktinin "sarrafı" olmaya bak.
Bu öyle bir nizam ki hükmü birbirinden ayırmak, canı bedenden ayırmak gibidir. Tavı kaçıranın ekecek tohumu kalmaz, tohumu vaktinde ekmeyenin bekleyecek hasadı olmaz. Her biri, tek bir zincirin birbirine muhtaç halkalarıdır.
Bu bütünlüğü, kâinatın o muazzam devr-i daimini ve insanın bilince giden yolculuğunu mısralara dökerek mühürleyelim:
Koy demiri kor ateşeBeyhûde değil nizam,
Hülasa-i Kelâm; demiri döven el, tohumu saçan akıl ve hasadı bekleyen gönül birdir. Bir halkanın kopması, bütün bir ömrün bereketsiz kalması demektir. İnsan, ancak bu bütünü görebildiği nispette "bilinç" sahibi olur ve kâinâtın asude ritmine eşlik edebilir.
Sağlık ve safâlıkla kalınız...


_1781190803272.jpg)
