Hayat yolu engebeli, yürümek ise bir sanattır. Yolcunun bastığı topraktan ziyade, yanında yürüdüğü adamın kumaşı belirler menzili.
Çünkü; "Ham yol-daşlar insana yolunu değiştirtir."
İnsan; pişmemiş, çiğ insanla yola çıkarsa; kendi güzergâhını unutup onun zigzaglarını düzeltmekle ömür tüketir.
Ancak yola çıkmadan önce hatırda tutulması gerekenler var...
Bir yolda taşların olması muhtemeldir. O halde insan ayağına değen taşa hayıflanmamalı; o taşlar yürümeyi, tetikte olmayı ve zemini tanımayı öğretir.
Önce yola ve yola birlikte çıkacağın insana bakmalı, sonra da yükleneceği yüke. Bir sorumluluğu, bir sözü veya bir davayı sırtlanmadan önce, o yükü getirenin karakter terazisine bakmalı. Sahibi hafif olanın yükü ağır gelse de taşınmaz; çünkü ilk yokuşta seni o yükle baş başa bırakıp kaçacaktır.
Lafla peynir gemisi yürütmeden, lafı ağızda gevelemeden, net ve dosdoğru yürümek gerek ki, en büyük erdem budur.
Yükü tarttın, sahibini gördün. Nankör ise, adam kullanma niyetindeyse, yükü sana taşıtıp kendi rahatına bakacaksa eğer, hiç arkana bakmadan, bu ham yoldaşla yolunu ayır, tek başına da olsa dosdoğru yürü hak bildiğin yolda...
Yolun doğrusu bu, lafı evirip çevirmeden gerçeği bütün çıplaklığıyla ortaya koyacak ve insanı bilgece yüzleştirecek bir şiirle mühürleyelim...
Yolun ve Yükün Dili
Hayat yolunda adamın ayağına taş değerHam yol-daşlar insana yolunu değiştirtir.
Bir yükü omuzlamaya karar verirsen eğer
Önce sahibini tart sonra yüke bakarsın...
Gözü yüksekte olan basamaz hiç zemine,
Ego sarmış ruhların, güvenilmez demine.
Kılavuzun çiğ ise kapılırsın vehmine,
Hedefe varamadan kaybolup da gidersin.
Zirveler rüzgârlıdır, her adam kaldıramaz,
Asil olan duruşu, hiçbir düşman kıramaz.
Özü çürük çarıklar lafla hiç yol alamaz,
Aynadaki aksine biat edip biterler.
Kılavuzun hak ise, dosdoğrudur bu sefer,
Yalansız, abartısız, yürümelidir nefer.
Gönül terazisinde dürüstlüktür tek zafer,
Kendi hakikâtine ancak böyle erersin...
