Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

16 Ağustos 2026 Pazar

Hakikat ve Zaman...

Hainler tezgâh açsa zehir satar bal satmaz
Riyakâr bin yalana üç doğru bile katmaz
Yağmurlar yağıp dursa, nehirler çağlasa da,
Namerdin çeşmesinden bir damla bile akmaz.

Sözün bittiği yerde dilsiz şeytanlar gezer,
Akıl bağdan kopmuşsa, deli rüzgârlar eser.
Ne akil var meydanda, ne hakikat arayan
Devran kendi kuyusun kendi eliyle kazar.

Ne yönü belli yolun, ne yokuş belli ne düz
Günler yılı öğütür, ne yaz belli ne de güz.
Cepteki kırık saat, zamanı yanlış sayar,
Sokaklar gölgesini yitirmiş insan arar.

Çatıların üstündeki paslı rüzgâr uykuda,
Balık akıl soruyor kara, deniz ve suda.
Ne gelen var ne giden, ıslak kaldırım yalnız,
Bir musluk damlasında akar ömür huysuzca.

Boşlukta dönen çarkın sesi soluğu çıkmaz
Rüzgâra kapılmış da savrulan bir tüy gibi
Bulutlar uğulduyor, güneş yüzün göstermez
Yeryüzü küfre batmış mahlukata küs gibi

Bir apartman balkonundan düşse eski gazete,
Kim okur ya kim yazar, hakikatler kime yâr?
Nankörler doyar mı ki ikrâma ve izzete
Kiymet bilmez şükürsüz,  ikramlar olmaz ki yâr?

Haklıdan yana dursun, eğilmesin hiç başlar,
Zulme boyun eğer mi, dik duran dağlar taşlar.
Eğilmez hiç gövdeler, mertlik onlara şiar,
Hikmet pusula olur, şeref ise tek miyar.