Gördüğün mezâhir an da gerçekmiş gibi olsa da sonrasında on(lar)a hatıra dersin... say ki bir rüyâ, bir düş, bir hayal...
Anda seyreder insan mezâhir-i envarı....Tıpkı topraktan çıkan çimlenmiş tohumun yapraklarının zuhur etmesi gibi seyreder insan varlıkları, mevcûdatı, hadisatı...
Ehl-i kelâm, kelâm-ı kibar ile der ki;
"Ki eşyâ mazhar-ı Hak’tır serâserMezâhirde zuhûrun gör birâder"
(Şemseddin Sivâsî).
"Mezâhir çoksa da zâhir olan bir"
(Muallim Nâci).
Tarifeli zuhûratlara alışır zamanla insan, sebep sonuç mekanizmasını idrak eder, bir de (zannımızca) târife dışı, beklenmedik bir zamanda iskeleye uğrayan vapura teşmil eylediğimiz vakıalar var. Böylesi, yani umulmadık, hesapta olmayan durumlar yahut beklenmedik haberler için kullanılan bir tabir var, bilmem duydunuz mu: "Zuhûrat Postası"...
Bazen "Zuhûrat Postası" ile rast gelir insan...
Her biri bir vesile olur, bazen aymak için, bazen had bildirmek için, bazen güzellikleri görmek/sergilemek için, bazen öğretmek için...
Her birinin bir ismi var, kudret kalemi ile yazılmış kodların (algoritmik olarak) yani isimlerin mezâhiridir olup bitenler...
Zuhûrâta tâbi olmaktan, ortaya çıkan olaylara göre hareket etmekten başka ihtimâl bırakmaz bazen...
Hayat bu akışı sürekli işler, durağanlıktan azade; çünkü insan, gidişatın tek hakimi değil, ancak Zuhûrat Postası’nın taşıdığı mektupları okumaya talip bir muhatabıdır.
Hesaplar, plânlar ve kurgulanmış takvimler hayatın zahirdeki kabuğunu oluştururken; bir anda fırtınayla yanaşan o beklenmedik vapur, geminin değil, limanın rengini değiştirir. İnsan zihni her şeyi kontrol altında tuttuğu vehmine kapıldığı an, kudret kaleminin yazdığı yeni bir satır gelir ve kurulan tüm denklemleri baştan aşağı yeniden yazdırır.
Zuhûrâta tâbi olmak, pasif bir teslimiyet ya da çaresiz bir boyun eğiş değildir. Aksine, "hayatın akışındaki o gizli ritmi fark etmek", tecellileri okuyabilme basiretidir. Topraktan çıkan tohum nasıl ki kendi vaktini bekleyip kabuğunu çatlatıyorsa; önümüze düşen olaylar da kendi vakti geldiğinde hükmünü icra eder. İnsana düşen, gelen posta hangi adresten ve hangi mesajla gelmiş olursa olsun, o mesajın arkasındaki "Tek Zâhir"i görebilmektir.
Gelen bazen bir sarsıntı olur, uykudakini ayıltsın diye; bazen bir engel olur, yanlış yoldan çevirsin diye; bazen de tebessüm ettiren bir mucize olur, kemâle eren bir güzelliği sergilesin diye...
Madem ki gördüğümüz her şey nihayetinde geçip giden bir hayal, bir rüya ve dünün tatlı bir hatırasıdır; o hâlde akışa direnç göstermek yerine, "görelim mevla neyler, neylerse güzel eyler" diyerek Zuhûrat Postası’nın bir sonraki seferini sükûnetle, tefekkürle ve farkındalıkla beklemek gerekir.
Kimi yolcudur, kimi hancı; gelen haber ne kadar sürpriz olursa olsun, gönderenin adresi ve kimliği bellidir okuma yazma bilene...okuma bilmeyenler de bilenlere okutur anlarlardı eskiden değil mi ?
Okuma yazma bilmeyen de kalmadı bu çağda neredeyse...!
