Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

10 Ekim 2026 Cumartesi

Dünyadan alacaklılar...


İnsanın en ağır yükü, omuzlarında taşıdığı taşlar değil; zihnine ve kalbine ilmek ilmek inşa ettiği beklentileridir. Beklenti, henüz yaşanmamış bir zamana çekilmiş ipotektir. 

İnsan, gerçekleşmemiş bir anın içine ne kadar çok arzu, ne kadar çok düş ve şart yüklerse; o iplik koptuğunda düşüşü de o kadar derin ve sarsıcı olur. 

Kendini çelik halatlarla dünyaya bağlamış koskoca insanların sarsılarak ağlayışını görürsünüz, bu, bir nesneyi kaybetmenin çocukça masumiyeti değil; kendi elleriyle kurdukları hayal kulelerinin kendi üzerlerine yıkılışıdır.

Çocuk elinden oyuncağı alındığında sadece o an için ağlar; acısı saf, feryadı tepkiseldir ve yerini bir yenisi aldığında gözyaşı çabuk kurur. 
Oysa yetişkin, hayal kırıklığına uğradığında sadece o anı değil, yatırdığı geleceği, harcadığı emeği ve vehmettiği değeri kaybeder. Feryadı ses tellerini patlatırcasına çıksa da içindeki boşluk kolay kolay dolmaz. 

İnsanı umarsız ve mahzun kılan şey, olayın kendisinden ziyade, olana yüklediği aşırı anlamdır. 

Dünya ve insan, doğası gereği fânidir, değişken ve vefasızdır. Zemin topraktan ve kaygandan ibaretken, üzerine granit sütunlar dikmeye çalışmak insanı nihayetinde bu çaresizlikle baş başa bırakır. 

Beklenti, kişiyi edilgenleştirir; huzurunu ve muvazenesini bir başkasının eylemine, bir olayın seyrine bağlayan insan, anahtarını başkasının cebine teslim etmiş bir mahkûma dönüşür.

İnsanı bükülen boyundan, sızlayan ses tellerinden ve bu çaresizlikten kurtaracak tek şey zihinsel bir özgürleşmedir. İnsanlardan ve dünyadan muayyen neticeler beklemek, gölgeye sarılmaya benzer; gölgeye sarılanın eline sadece karanlık geçer. 

Gayret insandan, takdir ve akış ise hayatın kendi seyrindendir. 

Tohumu toprağa saçıp, meyvenin rengini ve tadını zorla kendi istediği kalıba sokmaya çalışmak hamlıktır. 

İnsan ne zaman ki yaptığını sadece yapması gerektiği için yapar, sevgisini karşılık gözetmeden sunabilirse, işte o zaman beklentinin zehrinden kurtulur. 

Boynu bükük kalanlar, dünyadan alacaklı olduğunu sananlardır. 

Oysa dünyadan nihai bir alacağı olmadığını, buranın sadece bir uğrak yeri olduğunu kavrayan müyessir bir akıl; ne beklentinin tuzağına düşer ne de feryadıyla gök kubbeyi yırtar. 

Duru bir kalp için gerçek şifa, gayreti gösterip neticeyi tevekkülle karşılayarak beklentisizliğin hürriyetine sığınmaktır.

"Kendi inşa ettiği sarayın kulu olan, bir rüzgâr estiğinde viranede kalır..."