Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

9 Ekim 2026 Cuma

Hân-ı yağmada misafir...


Ey zavallı, dünya mülkün değil emanetindir, sen de ev sahibi değilsin, misafirsin...

Dünya, insan için ikindi gölgeliği mesabesinde, geçici bir konaklama yeridir. 
Sahibi olmadığımız, yalnızca bir süreliğine emanetçi sıfatıyla kapısını çaldığımız bu handa, asıl aldanış insanın kendini mülk sahibi sanmasıyla başlar.

Emaneti asıl malı sanmak, vasıtayı gaye zannetmesi gibidir. Oysa kervan yürümekte, zaman geçmekte ve geriye ne hırsla biriktirilen makamlar ne de tapulu mülkler kalmaktadır.

İnsan, ancak ömrünü geçirdiği misafirhanede ağırbaşlı bir misafir olduğunu idrak ettiği an, hırsın ve kibrin yükünden kurtulur; geriye kalan ise yalnızca bıraktığı hoş bir sedadır.

Zaten bu idrak kapısı aralandığında, insanın dünyayla kurduğu ilişki de kökten bir dönüşüme uğrar. Sahip olma hırsı yerini, emaneti en güzel şekilde muhafaza etme bilincine (eminlik vasfına) bırakır.

Çünkü misafir, konağın duvarlarını yıkmaz, demirbaşını kendi malı belleyip tapusunu istemez; aksine, geldiği gibi temiz, geldiği gibi incitmeden bırakıp gitmeyi bilir. 

Ama insanın trajedisi tam da burada başlar: Geçici olanı kalıcı kılma çabası, dünya hanının geçiş koridorunda beton binalar, tuğladan kibirler dikme gayreti. 
Oysa zaman dediğimiz asıl mîmar, ne sarayları ayakta bırakır ne de hırsla biriktirilen hazineleri.

Ne var ki modern çağ, insana sonunu unutturmak için her şeyi yapmaktadır; unutturmalı ki tüketsin, daha çok istesin, "daha çok sahip olursan var olursun" aldatmacısına boyun eğsin. Oysa ne kadar çok şey yığarsan, sırtındaki yük o kadar ağırlaşır ve hânın kapısına geldiğinde o yükü taşımak o kadar imkânsızlaşır.

Asıl zenginlik, elleri boşaltabilmekte, gönlü doldurabilmektedir. Buradan bakıldığında dünya, kalbin üzerinde bir yük değil, ruhun kemâle erdiği bir neşvünemâ tezgâhıdır. 
Misafir olduğunu bilen insan, ne kimsenin rızkına el uzatır ne de hanın sahibi edasıyla ortalıkta caka satar. 
O, sadece ardında huzurlu bir hatıra, temiz bir nam ve sessiz bir "Allah razı olsun" duası bırakarak hedefine yürür.

Gelen geçer bu dünyadan, giden gelmez unutma,
Bu bir han-ı yağmadır ki, doymak bilmez muhteris
Ne rütbe kalır geriye, ne mal ne mülk ne mevki,
Unutma ki son nefesi veren dönmezmiş geri.