Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

11 Ekim 2026 Pazar

Freni Patlamış Bir Dünyada...


Ahlâk Erozyonu ve Kaçınılmaz Bumerang Etkisi

Hiç düşündünüz mü? Doymak bilmez bir iştiha, dünyayı adeta tek bir sepete koyup götürecek kadar ihtiras ve hırs, sınır ve ölçü tanımayan bir yağma isteği... Günümüzün "insan görünümlü" mahluklarını tanımlamaya bu kelimeler yeter mi acaba?

Maalesef bugün insanlık, freni patlamış yokuş aşağı giden bir kamyon gibi meçhul ve tehlikeli bir yere doğru hızla yol alıyor. Bir acaip yarışın, tuhaf bir gaflet uykusunun içindeyiz. 
Meşru ile gayrimeşru sınırlarının iç içe geçtiği, gayrimeşru olanın "meşruiyet" kılıfıyla ambalajlanıp pazarlandığı, "cinin çalıp şeytanın oynadığı" bir devrandan geçiyoruz desek abartmış olmayız.

Peki, bu gidişatın sonu nereye varacak? 
Yapıp ettiklerimiz gerçekten yanımıza kâr mı kalıyor?

Maskelerin düştüğü bu çağda artık hiçbir şey gizli kalmıyor...Mısrak çuvala sığmıyor !

Eskiden arsızlıklar, hırsızlıklar ve kötülükler veya haksızlıklar kapalı kapılar ardında uzun süre saklanabilirdi. Fakat günümüzde insanların açıktan ya da sinsice bir başkasına taktığı çelmeleri, attığı kazıkları, yediği haram lokmaları, işlediği cürümleri ve ettiği zulümleri örtbas etmesi artık mümkün değil.

Tüm bu kurnazlıkları aleni yahut "siyaseten" yapınca yanına kâr kalacağını sanan insanlar büyük bir yanılgı içinde...Dünyanın öteki uçunda kanat çırpan kelebeğin meydana getirdiği hava akımı saniyeler içinde yüzünüzü okşuyor.

Ayrıca evrende etkisinden kurtulup kaçamayacağımız ahlâki ve ilahi bir denge var.

Görüyoruz ki, "Sinsi hesaplar ve atılan kazıklar, sadece yapıldığı anla sınırlı kalmamakta; zamana yayılan bir zehir gibi topluma ve sahibine geri dönmekte..."

Kötülüğün bumerang etkisinin olduğu asla unutulmamalıdır...

İnsanoğlunun sınırsız hırsı ve ahlâk erozyonu, sadece havayı, suyu ve toprağı kirletmekle kalmıyor en acısı ve en tehlikelisi; vicdanları kirletiyor.

Bugün dünyayı saran kitlesel bunalımlar, içsel krizler, huzursuzluklar ve derin tatminsizliklerin hiç biri tesadüf değil. Bunlar, insanoğlunun kendi elleriyle yapıp ettiği kötülüklerin bumerang gibi dönüp dolaşıp kendini vurmasıdır.

İşin trajikomik tarafı ise, tüm bu krizlere sebep olan insanoğlunun, sonra da hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi şaşkınlıkla ellerini ovuşturup "masum" rolü oynamasıdır.

Oysa Kur’an-ı Kerim bu gerçeği asırlar öncesinden tam da bugünleri tarif eder gibi yüzümüze vurur:

"İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden karada ve denizde bozgunculuk/düzen bozulması ortaya çıktı. Ki Allah, yaptıklarının bir kısmını onlara tattırsın; belki tutumlarından dönerler."(Rûm Sûresi, 41)

Çoğaltma yarışı ve hırsın insanı nasıl felakete sürüklediği ise Tekâsür Sûresi’nde açıkça ihtar edilir: "Çoğaltma yarışı (hevesi) sizi oyaladı; ta kabirleri ziyaret edinceye kadar..."

Peki, bu yokuş aşağı gidişi durduracak fren nedir? 
Çözüm, yitirdiğimiz güzel ahlâkı ve insani değerleri yeniden hatırlamakta yatıyor.

Geleceği ve kendimizi kurtarmak istiyorsak, inşa etmemiz gereken insan tipi şu ilkelere dayanmalıdır:

Emin ve Dürüst Olmak: Kendi çıkarı için başkasının ayağına çelme takmayan, arkadan kuyu kazmayan, güven duyulan insan olmak.

Kanaat ve Emanet Bilinci: Dünyayı yağmalanacak bir ganimet değil, korunması gereken bir emanet olarak görmek. Hırsın yerini şükürle doldurmak.

Helal ve Meşru Olan Sınırlarda Titizlenmek : Gayrimeşruyu kılıflayıp meşru göstermeye çalışmak yerine, haram lokmadan tiksinecek bir vicdaniliğe ulaşmak.

Özeleştiri Yapabilmek: Suçu başkalarına atıp masum rolü oynamak yerine, kendi hatalarıyla yüzleşebilmek.

Son Söz:
Dünyayı bir sepete koyup götürmek isteyenlerin unuttuğu çok basit bir hakikat var: 

"Kefenin cebi yok"

Vicdanı kirleterek elde edilen hiçbir kazanç, insana aradığı o huzuru vermez, vermeyecektir. Freni patlamış bu kamyondan inmenin tek yolu, direksiyonu yeniden adalet, merhamet ve güzel ahlâka kırmaktır.