"İyilik yap at denize balık bilmez Halik bilir..."
Gerçek hayattan iyiliğe dair bir kesit, aşağıda yer alan hikâyede anlatılıyor. Bu yaşanmışlık, tam olarak bu güzel ve derin atasözümüzün vücut bulmuş hali.
Karşılık beklemeden, tamamen içten gelerek ve "gün gelir bana faydası dokunur" hesabı yapılmadan uzatılan yardım elinin, yıllar sonra en hayati bir anda ve en umulmadık şekilde geri dönmesini anlatan, gerçekten çok etkileyici bir hikâye.
Hikâyeyi anlatan kişi ünlü oyuncu Ufuk Özkan, siroz ve buna bağlı karaciğer yetmezliği hastalığı yaşıyor, eski çalışma arkadaşı olan görüntü yönetmeni Salih Kıvırcık'ın donör olduğu başarılı bir nakil operasyonu geçirerek sağlığına kavuşuyor...
İnsanın hayata, dayanışmaya ve karşılıksız iyiliğin gücüne olan inancını tazeleyen, çok gerçek ve anlamlı bu hayat dersini Ufuk Özkan anlatıyor, buyrunuz;
"2012-2014 yılları arasında "Zengin Kız Fakir Oğlan" dizisini çekerken sete 3 tane genç çocuk geldi. 'Abi biz okuyoruz ama bir yandan da çalışmamız gerekiyor' falan demişlerdi. O arkadaşıma şöyle dönüp bir baktım, ayakkabısı yırtık gibiydi. Ben ona bir ayakkabı aldım o dönem. Diğer çocuklara da işte gocuk mocuk aldım. Yapımcımıza da söyledim; 'Abilerim bunlara harçlık bir şeyler verin, benim aldığım ücretten de (onların haberi olmasın) birtakım kesintiler yapın. Bunlar genç insanlar; setteki her şeyle ilgilenecekler, oraya koşacaklar, buraya gidecekler' dedim. Yaklaşık 40-50 bölüm çalıştılar bizimle. Sonra üniversite başladı, aralarında okuyanlar vardı.
Sonra oradaki o çocuk yıllar sonra, tam 12 sene sonra, benim ameliyatımda karşıma çıktı. Ameliyatlarda kullanılan makineler var; bazen doktorların isteği doğrultusunda bazı özellikli makineler isteniyor, kiralanıyor. 'Bir şey olursa, işler kötüye sarabilir' diye bir makine istediler ve o makineyi Diyarbakır'da buldular. Makine geldi, bir gün kapıyı açtılar; maskeli bir tane çocuk... Ben de daha ameliyat olmamışım ama iyi de değilim, tanıyamadım çıkaramadım. 'Abi' dedi, 'ben de ameliyata gireceğim, çıktığında sana anlatacağım.'
Yıllar önce yırtık ayakkabısı olduğu için ayakkabı aldığım o Mahir kardeşim, gel zaman git zaman 12 sene sonra üniversiteden mezun oluyor ve Türkiye'deki bütün organ nakli yapan hastanelere bu makineleri tedarik eden şirketin müdürü oluyor!
Ve kendisi Diyarbakır'dan o aleti otobüsle buraya getiriyor (çünkü uçakla getirilemiyor). Her saat başı arıyor; 'Aman bir şey olmasın, aman şöyle bağlayın, şunu edin' diye.
Çok ilginç... Ben demin de söylediğim gibi, 'Ben iyilik yapıyorum, iyilik de mutlaka beni bulur' diye düşünmedim hayatım boyunca. Unuttuğum, maddi olarak çok yardım ettiğim insanlar oldu. Mutlaka onların da kalben dua ettiklerini biliyorum." diyor Ufuk Özkan.
Ufuk Özkan'ın da hikâyede altını çizdiği gibi; yapılan iyiliğin en saf, en kıymetli tarafı hiçbir beklenti içine girmeden yapılmasıdır. O gün o sette yırtık ayakkabılı gence yapılan iyilik, en doğru ve en ihtiyaç duyulan zamanda o iyiliği çok güzel bir şekilde sahibine döndürmüş.
Evet, ibretlik ve ders alınası hikâyesi böyle, Allah sağlıklı ömür versin...
