Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

22 Ağustos 2026 Cumartesi

Ne derler; çoğu zarar, azı karar


Ölçü Üzerine
Ne derler, çoğu zarar, azı karar; şekerin tuzun biberin, sevginin hürmetin muhabbetin, sohbetin şefkatin merhametin... ölçüyü kaçırmadan ölçülü olmak gerek...

Hatta nezaket de öyle; ne zerre eksik, ne bir damla fazla. Hayatın mayası da tadı da o hassas terazide saklı.

Fazlası bıktırır, yorar, taşırdığı bardağın altını ıslatır; azı ise boynu bükük bırakır, taama lezzet, ruha inşirah vermez.

Zaten erdem denilen şey, kantarın topuzunu kaçırmamakta, her şeyi kararınca ve vaktince yaşamakta değil midir?

Kararında olan her şey güzeldir; tuzu da sevgisi de hürmeti de...

Kararın Hikmeti Üzerine
Merhamette ileri giden rahmete muhtaç kalır, çok fazla gülenin heybeti azalır...

Ne hikmetli bir sözdür bu; insanın fıtratındaki hassas dengeleri, ölçünün kaçtığında nasıl tersine döneceğini ne güzel özetler.

Hak etmeyene gösterilen hudutsuz merhamet bir süre sonra zulme dönüşür, insanın kendi hakkını koruyamaz hâle gelip medet ummasına yol açar.

Aynı şekilde, yerli yersiz ve aşırı tebessüm de insanın duruşundaki o vakur çizgiyi, saygıyı ve ağırlığı gölgeler.

Her şeyin bir "ayar"ı, her duygunun bir hududu vardır. Hayat, o hudutları gözetebildiğimiz nisbette huzurludur.

İfrat ile Tefrit Arasında
Baldan bile bıkılır, suyun fazlası zehirler adamı...

Hayatın en saf, en vazgeçilmez nimeti bile ölçü şaştığında zehre dönüşür; su ki azizdir, can verir, lakin hududu aşınca insanı boğar, en tatlı bal dahi ibtila hâline gelince midemizi bulandırır, bıkkınlık verir.

Demek ki ne lezzetten vazgeçilir ne de nîmetten; lakin her şeyin bir "tahammül hududu", bir fıtrî sınırı vardır.

İfrat da tefrit de insanın dengesini bozar; marifet, o ince çizgide, yani itidalde durabilmektir.

Hayatın kantarı hassastır; nimete doyumsuzluk yakışmaz, kıymetli olan iç huzura ise kaybetmek yakışmaz..

Karar Kılmak
Bikarar değil, bir karar da olmak gerek...

Daldan dala konan, kararsızlıkla ömrünü tüketen ruhlar rüzgârda savrulan yaprağa benzer; oysa insanın bir limanı, bir duruşu, sığınacağı bir hakikati olmalı.

İfrat ile tefritin, aşırılık ile eksikliğin arasında bocalayıp durmak insanı yorar; marifet, o kararsızlık (bikarar) âleminden çıkıp "bir karar" kılabilmekte, sözünde de özünde de sabit kadem durabilmektedir.

Hayatın terazisi nihayetinde bu duruşla tartılır; çünkü kararında yaşamak, ancak kararlı bir yüreğin kârıdır.

Rüzgâr ne kadar sert eserse essin, kökleri derinde olan ağaç devrilmez.

Şekerinden tuzuna, merhametinden suyuna kadar her şeyi ölçüp biçen bu hikmetli silsileyi "bir karar" noktasıyla nihayete erdirdik; bu dem bu fasıl tefekkürün zirvesine yol alır...

Tefekkürün Zirvesinde
Varalım sohbetin nihayetine, okuyan çıksın tefekkürün zirvesine, ister koysun selesine, ister yazsın sinesine...

Kim bilir, belki yolda olanın heybesine azık, dertli olanın sineye çektiği bir teselli olur bu kelâmlar.

Ölçüyle başlayan, itidalle yoğrulan ve kararla nihayete eren bu dem, ne güzel bir tefekkür halkası oldu değil mi?

Sözün kıvamını bulduğu yerde ne kelâm yorulur ne de gönül daralır, bu ibretli silsile de burda nihayet bulur...

Niyâz niyetiyle sözü güzelce bağlayıp, hak ettiği o hâsıl-ı  kelâm ile mühürleyelim.

Kaleme, kelâma ve nefesteki kıvama, idraki açık gönlü münbit canlara bin selâm olsun. Muhabbet, hürmet, nimet ve hikmet kararında ve daim olsun, sağlık ve safâlıkla kalınız...