Ne güzel bir sesleniş, ne derin bir nizadır bu hikmetli söz !
"Sular köpürsün, hele bir görünsün asa,
Görelim bakalım kim Firavun kim Musa..."
Bu hikmetli söz adeta kılıç kadar keskin...Tarihin ve anın süzgecinden süzülüp gelen bu beyit, riyakârlığın, kof iddiaların maskesini düşüren bir mukadder anı ne güzel resmediyor. Hak ile batılın karşılaşmasında, asanın taşa veya suya vurulduğu o hakikat anında; kimin haktan yana olduğunu, kimin kibrin ve zulmün tahtında oturduğunu bizzat asanın diliyle döküyor ortaya.
Bu beyti okuyunca insanın kalbinden şu geçiyor: Hakikat ne kadar saklanmaya çalışılırsa çalışılsın, zamanı gelince meydana çıkar, sular ya bir gün durulur, ya da tam aksine, hakikati göstermek için köpürür!
Hakikatin ve Kibrin Simgesi: Firavun ve Musa Arasındaki Ebedi Çizgi
"Firavun" ve "Musa" arketipleri, insanlık tarihinin ve vicdan muhasebesinin en keskin tezadını temsil eder. Bu teşbihle anlatılmak istenen, yalnızca masalsı ya da tarihi bir kavganın yeniden anlatısı değil; her devirde görülen "hak ve batıl çatışmasının" günümüzdeki temsilcileridir.
"Sular köpürsün, hele bir görünsün asa" vurgusu, bu çatışmanın asla gizli kalamayacağını, hile ile hakikatin bir noktada mutlaka yüzleşeceğini ve maskelerin düşeceği o mukadder anı müjdeler.
Firavunlaşmak, kibrin, güç zehirlenmesinin ve suret-i Haktan görünmenin adıdır...
Arketip olarak Firavun; sadece taç giyen bir kral değil, her çağda var olan bir zihniyettir onun özellikleri şunlardır:
Hakikati kendi tekelinde sanmak...Kendi çıkarlarını ve hegemonyasını evrensel düzenin merkezi zanneder. "Ben sizin en yüce Rabbinizim" iddiası, bugünün dünyasında her türlü kof otoritenin, ünvanın veya makamın arkasına saklanarak kibir üretmesidir.
Sermaye ve zorbalık ortaklığı... Arkasında gücün, kalabalıkların ve korku imparatorluğunun konforu vardır. Ancak bu güç, tabiatı gereği kırılgandır; çünkü hakiki bir temele değil, başkalarının suskunluğuna dayanır.
Göz boyama ve gözdağı... Sihirbazların ipleriyle suları bulandırmaya, hakikati ters yüz etmeye çalışır. Kendi elleriyle yarattığı yapay bir illüzyon düzeni kurar.
Musalaşmak: Hakikatin, Sabrın ve Asanın Sesi
Musa arketipi ise kudret kılıcına değil, hakikatin sadeliğine ve direncine yaslanır:
Sığınak ve dayanak (Asa)...Musa’nın elindeki asa, ne sihirli bir sopa ne de gösterişli bir silahtır; o, aczin ve tevekkülün simgesidir. Ancak hak vaki olduğunda o sıradan asa, bütün batıl yapıları yerle bir eden bir iradeye dönüşür.
Yalnızlık ve hakikat.. Yanında büyük ordular ya da konforlu makamlar yoktur; hakikatin o berrak sesi ve vicdanın huzuru vardır.
Yol açıcı irade...Korkunun dağ gibi yığıldığı, çıkmaz sokakların olduğu yerde dahi denizi ortadan ikiye ayıran kararlılıktır.
Suların Köpürmesi ve Görünür Hâle Gelmesi: Maskelerin Düşüş Anı
Günlük hayatta, toplumsal ilişkilerde; insanlar uzun süre maskelerle, ünvanlarla, riyakârlıkla ve yapay parıltılarla varlıklarını sürdürebilirler.
Su sakin akarken kimin ne taşıdığı, suyun dibindeki çer çöp görünmez.
Ne zaman ki "sular köpürür"; yani kriz anları baş gösterir, imtihan vakti gelir veya hakikatin soluğu ortalığı havalandırır; işte o zaman makyajlar dökülür...Kof iddialarla sırıtanlar, en küçük sarsıntıda panikleyen korkaklar ve zulmü meslek edinenler suyun yüzeyine çöp gibi çıkar.
Asa'nın temsil ettiği, gerçek emek, gerçek duruş, samimiyet ve asalet ise derinlerdeki sükûnetini koruyarak kendini belli eder.
Kısacası bu teşbih; hayatın sahte ihtişamlarına aldanmamayı, sabırla ve inatla hakikatin demlenmesini beklemeyi öğütler. Çünkü tarihin de hayatın da sismik dalgaları bir gün mutlaka durulur ve geriye sadece kimin hakikat namına ne söylediği ne yaptığı kalır...
