Su içine girdiği kabın şeklini alır, içinde olduğu cam kab ne renk ise o renkte görünür. İnsan dahi öyle değil mi azizim...
Iyilerle, güzel ahlâklı insanlarla birarada olanlar iyilerden olur, gül bahçesinde dolaşanın üzerine gül kokusu siner, ahırda, gübrelikte dolaşanlar gübre kokar ...
İnan, oturup kalktığı vakit ayırdığı insanların hâline bir süre sonra bürünür....
İnsan hangi çevrede ise o renge bürünür, adeta bukalemun gibi !...
Azizim, insan tam olarak çevresinin aynasıdır. Maddenin en latif hali olan su, girdiği kabın şeklini tereddütsüz alırken, ruh da beraber olduğu kalplerin rengine boyanır.
İnsan, insanın sığındığı liman ya da sürüklendiği uçurumdur. Eskiler "Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim" derken bir tahminde bulunmuyor, fıtratın değişmez bir kanununu haykırıyorlardı.
Çünkü gönül, gözün gördüğünden, kulağın duyduğundan beslenir. Sürekli şikayet eden, karanlığa taş atan birinin yanında oturanın ruhuna bir süre sonra kasvet çöker. Ancak yüzü tebessümlü, dili hayırlı, yüreği geniş insanlarla hemhâl olanın içi de bir bahar bahçesi gibi genişler.
Mevlana hazretleri bu sırrı ne güzel özetler:
“Bülbülün yanında gidersen gül bahçesine ulaşırsın; karganın peşinden gidersen çöplüğe varırsın.”
İnsan, farkında olmadan yanındakinin ahlâkını sirkat eder (çalar). Bu yüzden dertleştiğimiz dost, kahve içtiğimiz komşu, kelâmını dinlediğimiz rehber sadece bir zaman geçirme vasıtası değildir; onlar bizim gelecekte dönüşeceğimiz insanın mimarlarıdır.
Boyacı küpüne giren kumaş, oradan beyaz çıkamaz. Gönül hanemizi hangi boyayla boyamak istiyorsak, o rengi taşıyan ruhların ikliminde gölgelenmeliyiz.
Bu derin konuyu daha da açmak adına; bu değişimin insan psikolojisindeki etkiler ve kadim doğu felsefesindeki dostluk ve çevre üzerine söylenmiş beyitlerle mevzuya devam edelim.
Azizim; hem modern bilimin insan zihnine dair keşiflerini hem de asırların süzgecinden geçmiş kadim bilgeliğini bu aşamada bir araya getirelim.
Çevremizin bizi nasıl şekillendirdiğini iki pencereden de inceleyelim:
Psikolojinin Penceresi: Beynimiz Çevrenin Rengine Nasıl Boyanır?
Modern psikoloji ve nörobilim, insanın su gibi içinde bulunduğu kabın şeklini aldığını bilimsel olarak kanıtlıyor. Bu durum şu mekanizmalarla açıklanır:
Ayna Nöronlar (Sosyal Uyum): Beynimizde "ayna nöronlar" adı verilen özel hücreler vardır. Karşımızdaki insanın jestlerini, mimiklerini, hatta duygusal durumunu farkında olmadan kopyalamamızı sağlarlar. Sürekli gergin ve öfkeli insanların arasında kalan birinin, bir süre sonra durup dururken kendini stresli hissetmesinin biyolojik sebebi budur.
Ortalama İnsan Teorisi: Girişimci ve yazar Jim Rohn’un popüler hale getirdiği psikolojik bir gerçek vardır: "İnsan, en çok vakit geçirdiği 5 kişinin ortalamasıdır." Konuşma tarzımız, hayata bakışımız, hatta geleceğe dair hedeflerimiz doğrudan bu 5 kişinin zihinsel sınırları tarafından çizilir.
Duygusal Bulaşıcılık: Esnemenin bulaşıcı olması gibi, duygular da bulaşıcıdır. Psikolojik araştırmalar; neşe, kaygı, karamsarlık veya motivasyon gibi duyguların, tıpkı bir virüs gibi sosyal çevre içinde insandan insana yayıldığını gösterir. Gül bahçesindeki koku işte bu olumlu duygusal bulaşıcılıktır.
Kadim Doğu Felsefesinin Penceresi: Dostluk ve Çevre Üzerine İnciler
Doğu bilgeliği, insanın bu "geçirgen" yapısını yüzyıllar öncesinden görmüş ve insanı korumak için dost seçimine büyük önem vermiştir. İşte tefekkürümüzü derinleştirecek o beyitler ve sözler:
Sadi-i Şirazî (Bostan ve Gülistan'dan):
"Ashab-ı Kehf'in köpeği, sadıklarla beraber olduğu için insanlık vasfı kazandı ve adı kitaplara geçti. Nuh'un oğlu ise kötülerle oturduğu için peygamber soyundan olduğu halde helak oldu."
Sadi, çevrenin insanın sadece ahlâkını değil, kaderini ve değerini de nasıl değiştirdiğini bu çarpıcı kıyasla anlatır.
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî:
"Kiminle oturduğuna, kiminle dost olduğuna dikkat et. Çünkü bülbül güle, karga çöplüğe götürür."
"Akıllı bir düşman, cahil bir dosttan hayırlıdır. Zira aklın rengi ruhu aydınlatır, cehaletin karanlığı ise bulaşıcıdır."
Ferdî (Klasik Divan Edebiyat Beyti):
"Hem-nişîn-i kâbil-i irşâd ara bul kendine / Sohbet-i nâ-cins ile ömrün hebâ etme sakın."
(Kendine seni doğruya, güzele yönlendirecek, olgun bir yoldaş ara; senin fıtratına uymayan, seni aşağı çeken insanlarla oturup kalkarak ömrünü ziyan etme.)
* Kadim Bir Kelâm-ı Kibar:
"Arkadaş, kişiyi (kendine) çekendir."
Dost dediğin insan, seni farkında bile olmadığın gizli bir iple kendi ahlâkına, kendi seviyesine ve kendi rengine doğru çeker.
Özetlemek gerekirse azizim; psikoloji bize bu etkilenmenin nasıl olduğunu (beyindeki mekanizmasını) anlatırken, kadim felsefe ise ne yapmamız gerektiğini (kimleri seçmemiz gerektiğini) söyler. Su her halükarda kabın şeklini alacağına göre, bize düşen tek şey kabımızı doğru seçmektir.
Hülâsa-i kelâm azizim;
İnsan, kalbiyle ve zihniyle geçirgen bir varlıktır; neyin yanına koyarsan onun boyasıyla boyanır, kiminle yürürsen onun menziline varırsın.
Su berraktır ama içine düştüğü bardağın rengini aksettirir. Ruh temizdir ama içine girdiği çevrenin ahlakını kuşanır. Ne ayna nöronların genetik mirası ne de kadim bilgelerin asırlık uyarıları tesadüftür: İnsan, insanın hem şifası hem de zehridir.
Kelimeler, niyetler, neşeler ve dertler bulaşıcıdır. Bu yüzden hayatı güzelleştirmenin sırrı, kendini sürekli hesaba çekmekten ziyade, yanında durduğun insanları doğru seçmektir. Gül koklamak isteyenin yönü gülistan, huzur arayanın adresi kalbi güzel insanlar olmalıdır. Kabımız sığ da olsa derin de, içine dolan suyun rengi meclisimizden gelir.
Bu gerçekler ışığında, dünyada huzurlu bir ömür sürdürmek isteyen insan, hayatındaki "gül bahçelerini" çoğaltmalı ve onu aşağı çeken "sisli çevrelerden" uzaklaşmak için vakit geçirmeden ilk adımı atmalıdır...
