Bir bahçede meyve ağacı da kavak ağacı da, çiçekli bitki de, çalı ve dikende yanyana olur...bahçıvan ve bağban her birinin özelliklerini bilir, her birine nasıl yaklaşması gerektiğini de...kaynar su yumurtayı pişirir katılaştırır, nohutu fasulyeyi patatesi yumuşatır...insanlar da öyle değil mi ?
Bahçıvanın feraseti, her bitkinin toprağını, suyunu ve mizacını ayrı bilmesinde saklıdır. Gülün dikeni var diye söküp atmaz, kavağın meyvesi yok diye gölgesini inkâr etmez.
Aynı sıcak suyun yumurtayı sertleştirip patatesi yumuşatması gibi; hayatta karşılaşılan olaylar, dertler ve yükler de tek başına belirleyici değildir. Mesele, o sıcağın hangi mizaca dokunduğudur.
Kiminin hamurunda sertleşmek vardır; zorluk gördükçe içe kapanır, katılaşır ve kabuk bağlar. Kiminin hamurunda ise çözülmek ve yumuşamak vardır; dertle pişer, esner ve kıvama gelir.
Bazen insan kendi özünü bahçıvan gibi tanımak zorundadır. Nerede sertleşip nerede yumuşayacağını bilmek, hangi iklimde meyve verip hangi rüzgârda esneyeceğini kestirmek bir iç basirettir.
İnsan ilişkilerinde de herkesi tek bir kalıba sokmaya çalışmak, dikenden gül kokusu, kavaktan meyve beklemektir. Her insana kendi doğasına göre muamele etmek, hem ilişkiyi hem de ruhu korur.
Kimi insan meyve verir; bilgisiyle, birikimiyle, ürettikleriyle çevresine besin olur. Kimi insan da kavak gibidir; meyvesi yoktur ama gölgesiyle, dik duruşuyla, rüzgârı karşılamadaki heybetiyle sığınak olur. Her ikisine de aynı teraziyle değer biçmek, doğanın mantığına aykırıdır.
Diken, gülün düşmanı değil, onun muhafızıdır. İnsandaki sertlik veya mesafe de bazen bir kötülük değil, kendi özünü koruma mekanizmasıdır. Basiretli bir yaklaşım, dikene düşman olmak yerine onun neyi koruduğunu anlamayı gerektirir.
Zorluklar karşısında çözülüp yumuşamak bir zayıflık olmadığı gibi, katılaşıp dik durmak da her zaman bir güç göstergesi değildir. Önemli olan, pişerken özü kaybetmemek; yumuşarken dağılmamak, sertleşirken kırılmamaktır.
Usta bir bağban, toprağın taşını da, ayrık otunu da bilir; ama bahçeyi vazgeçmek için değil, imar etmek için seyreder. İnsanın hem kendi içindeki çelişkileri hem de muhatap olduğu insanların farklılıklarını bir zenginlik olarak görebilmesi, hayatı bir çatışma alanı değil, uyum içinde bir terkip olarak yaşamasına imkân tanır.
Hakikatin ne olduğu kadar, onun nasıl sunulduğu ve hangi kapta ikram edildiği meselesidir bu. Mesele sadece doğruyu söylemek veya özellikleri doğru tespit etmek değil; o doğruyu muhatabın dünyasını yıkmadan, incitmeden ve onun dokusuna zarar vermeden ulaştırabilmektir.
Serada yetişen nazenin bir çiçeğe gösterilen ihtimam ile kıraçta kendi kendine büyüyen bir çalıya gösterilen yaklaşım aynı olamaz. Sert bir mizaç, direkt ve net bir dilden anlarken; hassas bir ruh, ima ile bile incitebilir. Usul bilmeyen, vusul bulamaz (yola ve yönteme uymayan, hedefe ulaşamaz).
En şifalı ilaç bile yanlış kapta veya yanlış dozda verilirse zehre dönüşür. Söylenen söz %100 doğru olabilir; fakat kırıcı, kibirli veya zamansız bir üslupla söylendiğinde muhatap hakikate değil, üslûptaki sertliğe direnç gösterir. İnsan çoğu zaman fikre değil, o fikrin sunuluş biçimine kapılarını kapatır.
Yumurtayı katılaştıran sıcaklık ile patatesi yumuşatan sıcaklık aynıdır; fakat oradaki "ateşin derecesi ve süresi" bahçıvanın elindedir. Muhatabın hamuruna uygun üslûbu bulmak, onun özüne hürmet etmektir.
Niyet ne kadar halis olursa olsun, üslûp nezaket ve basiretten yoksunsa inşa etmek istediği yeri yıkar. Bu yüzden erdem; sadece ne söyleyeceğini bilmekte değil, neyi, ne zaman, kime ve nasıl söyleyeceğini kestirebilmekte saklıdır.
Sonuçta imtihan da imkân da aynı kaynar su gibidir; aslolan o suyun içine ne için girdiğimizdir. İnsan, kendi özünü tanıdığı ve karşısındakinin doğasını kabul ettiği ölçüde o büyük bahçede dengesini bulur.
İşte bu yüzden insanı anlamak, sadece dışarıdan bakılan bir gözle değil, o insanın iç potasını görmekten geçer. Kaynar su aynı sudur, ama yumurtanın içindeki protein ile patatesin içindeki nişasta o enerjiye farklı cevaplar verir. İnsanın imtihan karşısındaki duruşunu belirleyen de kalbinin ve zihninin dokusudur.
