Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

29 Eylül 2026 Salı

Çehov mu Nietzsche mi ?

Biz şimdi kime kulak verelim; rus yazar Anton Çehov'a mı, Alman filozof Friedrich Nietzsche'ye mi ?

Anton Çehovmder ki: "Normal ve makbul biri olmak istiyorsan, sürüye katıl."

Alman filozof Friedrich Nietzsche ise tam aksini söylüyor: "Birey, sürünün tahakkümünden özgür kalabilmek için sonsuz bir mücadeleyi göze almalıdır."....

Gel de çık bu işin içinden !

★

İki dev zihnin bu zahiren taban tabana zıt görünen önermeleri, insan ruhunun ve toplumsal varoluşun iki ayrı gerçeğini fısıldar kulaklarımıza. Çehov ve Nietzsche aslında birbirini çürütmez; aksine, hayatın sahnesindeki iki farklı perdeyi işaret ederler.

Hangi sese kulak vereceğimiz, kelimelerin yüzeyindeki tezatın ötesinde, insanın o an hayatın neresinde durduğuyla ve ne aradığıyla doğrudan ilgilidir.

Çehov’un çağrısı, hayatın akışına uyum ve sükûnete davettir...
Çehov’un "Normal ve makbul biri olmak istiyorsan, sürüye katıl" sözü, ilk bakışta trajikomik bir uyum sağlama tavsiyesi veya toplumsal konformizme teslimiyet gibi görünür. Zaten bir hikâye ve oyun yazarı olarak Çehov, sıradan insanların sığlıklarını, ikiyüzlülüklerini ve sıradanlıklarını en keskin gözlemlerle eleştiren bir mizansencidir.
Çehov burada bir ideali değil, sosyal hayatın mekaniğini ve konformizmin huzurunu anlatır. Sürüye uymak; sürekli çatışmaktan, dışlanmaktan ve marjinalleşmenin getirdiği o yorucu yalnızlıktan kurtulmaktır.

Ne zaman Çehov'a kulak verilmeli...Hayatın gailesi içinde her şeyi sorgulamaktan yorulduğumuz, kabuğumuza çekilip toplumsal ritmin, geleneklerin veya sıradan akışın şefkatli sığınağında soluklanmak istediğimiz anlarda Çehov haklıdır. Sürekli bir savaş hali ruhu aşındırır; bazen "sıradan" olmanın hafifliğine ve huzuruna ihtiyaç duyar insan.

Nietzsche’nin çağrısı ise çilekeş özgürlük ve kendi olma çabası için bedel ödemeye davettir..

Nietzsche Çehov'un  tam aksine, sürü psikolojisinin insanı erittiğini, "ben" olabilmenin çetin bir fırtınayı, bir irade savaşını göze almaktan geçtiğini haykırır. Ona göre sürü, sorumluluk almaktan korkan zayıfların güvenli sığınağıdır.
Nietzsche için birey olmak, hazır kalıpları reddetmek, kendi değerlerini kendi elleriyle yontmak demektir. Bu, konforlu değil; aksine dağ başı rüzgârları gibi sert, yalnız ve zahmetli bir yoldur.

Ne zaman Nietzsche'ye kulak verilmeli... İnsanın vicdanı ses verdiğinde, ezberlenmiş doğrular hayatı boğmaya başladığında ve "Ben kimim?" sorusu bir yangın gibi zihni sardığında Nietzsche’ye kulak vermekten başka çare kalmaz. Çünkü sürüye körü körüne kapılmak ruhun intiharıdır.

İşin İçinden Nasıl Çıkmalı?
Aslında mesele birini seçip diğerini çöpe atmak değil; zamanın ve mekânın ruhunu okuyabilmektedir:

Hayatın fırtınalı yokuşlarında kendi özümüzü, haysiyetimizi ve duruşumuzu korurken Nietzsche’nin o sarsıcı uyanıklığına sarılmalıyız; çünkü hakikat, konforlu kalabalıklarda aranmaz. Fakat günlük hayatın pratiklerinde, insan ilişkilerinin o ince dengelerinde ve toplumsal akışta yaşarken de Çehov’un o ince ironisini ve sükûnetini elden bırakmamak, hayatı zehir etmemek gerekir.

Özetle; düşüncede ve vicdanda Nietzsche gibi dik ve sorgulayıcı durabilmek, ama günlük işerde ömür tarlasını sürerken de etrafındakilerle çatışmayı bir yaşam biçimi haline getirmeyip Çehov’un o insanî anlayışıyla merhametle, adaletle bakabilmek en doğrusu galiba...

Akl-ı selim ve kalb-i selim olmanın gereği de bu olsa gerek...