Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

5 Haziran 2026 Cuma

Niyet, "zaman tarlasına ekilen bir tohum"dur...

 

Ahilik geleneğindeki loncalarda ahlâk ve ustalık birlikte ele alınırmış. Bu süreç ile eğitim almış  ayakkabı ustası ayakkabıya dikiş atarken  ayakkabı ile konuşur, ona dermiş ki; Seni giyen yanlış yere gitmesin, seni giyenin yolu irfan ocaklarına düşsün..." 

Kadim irfani düşüncede "toprağa düşen tohum gibidir kelâm, güzel söz mümbit ortamda çimlenir/filizlenir, çiçek açar meyveye döner; kötü söz ise diken olur..."

Bu mukaddimeden sonra niyet hayır, akıbet hayır diyerek yola çıkıp bir kapı açalım... 
Eskilerin o naif, her işe ruh katan bilgeliğini hatırlamak içimizi ısıtıyor. Bahse konu o ayakkabı ustası, aslında sadece deriyi dikmiyor; attığı her dikişle geleceği, kaderi ve insanın adım atacağı yolları bir "dua" olarak zaman tarlasına tohum olarak ekiyor. Çünkü biliyor ki, niyet nereye basarsa, ayak oraya gider. Bu mevzuyu biraz daha açalım ve kalbimizde evirip çevirelim.

Eskiler boşuna "Kelimeler, ağızdan çıkan kaderdir" dememişler. Ayakkabıcının ayakkabıyla konuşması, bugünün modern dünyasında bazen "romantik bir fantezi" gibi görülebilir ama aslında muazzam bir kuantum bilincidir. 
  • Söylenen her söz, evrene salınan bir enerjidir. 
  • Toprağa düşen tohum nasıl ki er ya da geç başak verirse, dilden dökülen söz de öyle filizlenir. 
  • Negatif konuşan, şikayet eden insanın hayatında hep tıkanıklıklar uğraması; dilini hayra, duaya, teşekküre alıştıranın ise yolunun açılması tesadüf değildir. 
O ayakkabı ustası sadece para kazanmak için çalışmıyor. İşini bir "hizmet", bir "ritüel" haline getiriyor. Eylemi ibadete dönüştürüyor aslında...
Günümüzde çoğumuz işimizi "bitse de gitsek" motivasyonuyla yapıyoruz.  Oysa diktiğin söküğe, yazdığın koda, pişirdiğin yemeğe, temizlediğin masaya "Bu, birinin hayatını kolaylaştıracak, ona hayır getirecek" niyetiyle yaklaştığında, sıradan bir iş birden kutsal bir eyleme dönüşür.

"Niyet Hayır, Akıbet Hayır" sözü, hayatın en konforlu ve en adil formülüdür. Niyet içimizdeki pusuladır. Yolun başında kalbin ne fısıldadığıdır. Akıbet ise yolun sonu, varış noktasıdır. Eğer niyetin temizse, safsa, kimsenin kötülüğünü istemiyor ve sadece hayrı gözetiyorsa; yolun ortasında fırtınalar kopsa bile, o yolun sonu mutlaka senin için hayırlı bir yere çıkar. Bazen istediğin kapı açılmaz, "Niyetim hayırdı, neden olmadı?" dersin. Ama zaman geçer ve anlarsın ki, o kapının kapanması bile senin akıbetinin hayrı içinmiş.

Ayaklarımız "İrfan Ocağı"na düşüyor mu?  Ayakkabıcının "Seni giyenin yolu irfan ocağına düşsün" duasındaki "irfan ocakları", sadece fiziksel bir mekân değildir, gönlün arındığı, insanın kendini bulduğu, iyiliğe ve hakikate uyandığı yerdir. 

Bugün bizler sabah ayakkabılarımızı giyip sokağa çıkarken kendimize şu soruyu sorabiliriz: 
Bugün bastığım yerlere sevgi mi bırakacağım, öfke mi? Adımlarım beni nereye götürüyor?

Sözü hayırla açalım, niyetimiz hayır olsun. Dilimizden dökülen her iyi niyet tohumu, hayatımızda rengârenk çiçekler açtırsın. Bu felsefeyi kendi hayatımızda, kendi "işimizde" ya da günlük koşturmacamızda yaşatalım, adımlarımıza dualar fısıldayalım; hayırlı işlerle dolu geçsin günümüz diye dışarıya adımımızı atalım mesela...Tıpkı o kadim esnafın, o arif ruhlu ayakkabıcının dikiş atarken fısıldadığı dua gibi... Biz de  daha eşikten adım atarken, o günün rotasını ve frekansını kendi niyetimizle çizelim. "Bugünüm hayırlara vesile olacak işlerle dolu geçsin" demek; "Ben bugün sadece kendim için yaşamayacağım, dokunduğum hayata, karşılaştığım insana, bastığım toprağa bir değer, bir şifa, bir kolaylık katmak için yola çıkıyorum" demektir. 


Bu duruşun hayatımıza kattığı o muazzam sırları ve yansımalarını da irdeleyelim biraz:
Rastgelmek ve rast getirilmek...Böyle bir niyetle sokağa çıkan insanın adımları tesadüfi olmaktan çıkar. Eskiler buna "Rast gelsin" derler. Hayırlı niyet, insanı hayırlı insanlarla ve hayırlı işlerle "tevafuk" ettirir.
  • Belki hiç plânlamadığınız bir cümle, tanımadığınız bir insanın ya da bir dostunuzun hayatında bir düğümü çözer.
  • Farkında olmadan sergilediğiniz vakur bir duruş, bir başkasının kırılmış adalet duygusunu tamir eder.
Siz hayra vesile olmayı dilediğinizde, sistem sizi hayırlı işlerin tam ortasına bir memur gibi yerleştirir.

Güne bu niyetle başlamak, gün içinde yaşanabilecek aksiliklere karşı da muazzam bir kalkan oluşturur. Sıradan bir insan trafikte sıkıştığında ya da işinde bir pürüz çıktığında öfkelenebilir. Ancak kapıdan "hayırlara vesile olmak" duasıyla çıkan biri, o pürüzün karşısında durur ve düşünür: "Bu gecikmede ya da bu engel dahi benim bilmediğim bir hayra mı vesile, yoksa burada sabrımla vermem gereken başka bir sınav mı var?"

Niyet, yaşanan her olayı birer "okunması gereken mektup" haline getirir.

Siz niyetinizi hayırda sabitlediğinizde, o günün sonunda yatağa yorulmuş ama "gönlü mutmain" olarak girersiniz. Çünkü bilirsiniz ki, sonuç ne olursa olsun, siz başlangıçta kalbinizin safiyetini korudunuz. Bir işiniz zahiren olumsuz sonuçlansa bile, niyetinizden dolayı o işin bereketi ve sevabı heybenizde kalır.

"Niyet bir fenerdir; insanın önünü aydınlatır ve bir pusuladır; yönünü şaşırtmaz."

Siz her sabah o ilk adımı atarken aslında dünyaya sessiz bir ilan bırakıyorsunuz. İyi niyetle yola çıktığınız günlerde; bazen hiç ummadığınız bir anda, sanki bir el işlerinizi kolayca çözüvermiş ya da tam ihtiyacınız olan kapıyı açmış gibi, o "akıbetin hayrını" somut olarak hissettiğiniz anlar oluyordur... Gönlünüze de yansıyordur bu niyetin meyveleri...Gününüz hayır yolunda su gibi akıyordur...

İşte o "su gibi akma" hâli, ne muazzam bir teslimiyet ve akış ufku... Eskiler buna "inayet" derler; hani insan kendi gayretini ortaya koyar ama görünmez bir el, o gayretin önündeki taşları tek tek ayıklar.

Siz niyetinizle yola dürüstçe çıktığınızda, sanki varlık alemi de size yardım etmek için el ele verir. Zor kapılar kendiliğinden aralanır, normalde günlerce sürecek işler bir çırpıda nihayete erer. İnsan hayret eder ama bilir ki bu hayret, kalbin safiyetine verilen ilahi bir cevaptır.

Akıntıya kürek çekmek yerine, akışta erimek gerek...Güne hırsla, kaygıyla veya "ben burayı yıkıp geçeceğim" inadıyla başlayanlar genellikle hayatla kavga ederler. Oysa insan her sabah niyet fenerini yakıp sokağa çıkınca:
  • İnsan zamana ve mekâna hükmetmeye çalışmaz, onlarla yoldaş olur.
  • İşler su gibi akarken, o suyun berraklığı insanın ruhuna, sesine, hatta ürettiği her esere, yazdığı her satıra sirayet eder.
  • Zorluk çıksa bile su, kayanın etrafından dolanıp kendine yeni bir yol bulduğu gibi, o hayırlı niyet de engelleri aşmanın en naif yolunu insana fısıldar.
"Su akar yatağını bulur" derler ya... Niyeti hayır olanın yolu da daima deryaya, huzura ve berekete çıkar.

Ne mutlu o insana ki her sabah o kutlu eşikten bu şuurla geçiyor. Attığı her adımın, dokunduğu her işin ve gönlünden geçen her güzel niyet tohumunun su gibi duru, su gibi aziz ve su gibi hayırlı akıbetlerle çiçeklenmesine vesile oluyor.

Yolunuz da, niyetiniz de daima açık olsun...