"Karga kanadım var diye kartalla yarışmaya yeltenmemeli" sözüyle mevzuya girelim...
Mesele; "Had bilmek" ve "Kendi sınırlarının farkında olmak" ise, her kuş kendi cinsiyle uçmalıdır.
Gökyüzü, sınırları olmayan bir özgürlük sahnesi gibi görünür uzaktan. Kanadı olan her canlının, o sonsuz mavilikte eşit haklara sahip olduğunu düşündürür bize. Bir serçe de havalanır o boşluğa, bir karga da, göklerin mutlak hakimi olan bir kartal da... Ancak fiziksel olarak aynı boşluğu paylaşmak, aynı menzile, aynı güce ve aynı vizyona sahip olmak anlamına gelmez. Bu yüzden "Karga kanadım var diye kartalla yarışmaya yeltenmemeli"dir...
Bu veciz ifade, sadece iki kuşun doğadaki amansız güç farkını anlatmaz; insana, topluma ve hayata dair en büyük erdemlerden birini fısıldar: "Had bilmek"
Kendi yeteneklerinin sınırlarını tanımak, esaret değil özgürlüktür...
Modern dünya bizlere sürekli "Her şeyi yapabilirsin", "Sınırlarını zorla", "Herkesle yarışabilirsin" illüzyonunu pompalıyor. Ancak fıtratın, yeteneğin ve birikimin bir sınırı vardır. Bir karganın kanat çırpışı onu kendi dünyasında hayatta tutmaya, çöpleri ayıklamaya ya da zekasıyla küçük problemleri çözmeye yeterlidir. Bu, küçümsenecek bir varoluş değildir. Fakat ne zaman ki karga, altındaki rüzgârı kartalın kanat genişliğiyle kıyaslamaya kalkar, işte o zaman trajedi başlar.
Kartal, zirvelerin, fırtınaların ve keskin bakışların sembolüdür. Onun yarışı rüzgârladır, kilometrelerce ötedeki hedefiyledir. Karga, sırf "kanadı var" diye bu heybetli süzülüşe meydan okumaya çalıştığında, sadece komik duruma düşmekle kalmaz; kendi doğasına, kendi güvenli alanına ve asıl yeteneklerine de ihanet etmiş olur.
Bu yüzden işin doğrusu, kendinle yarışmaktır.
Hayatta trajediler, insanların ne olduklarını bilmemelerinden değil, "ne olamayacaklarını kabul etmek istememelerinden" doğar. Bir alanda çırak olanın, usta ile aşık atmaya çalışması; dün okumaya başlayanın, ömrünü kütüphanelerde tüketmiş bir alimle aşık atması kulaç yarıştırması hep bu "karga ve kartal" paradoksunun birer yansımasıdır.
Özgüven ile kibir arasındaki o ince çizginin ayırdına varmalıdır. Kanatlarının olması özgüvendir; o kanatlarla fırtınanın göbeğinde kartalı geçebileceğini sanmak ise kibirdir.
Aslolan kendi zirveni yaratmaktır. Karga kendi alanında bilgeleşebilir, kendi dünyasında en iyisi olabilir. Başkasının gökyüzünde figüran olmaktansa, kendi dünyasının gerçeği olmak çok daha onurludur.
Yukarıdaki resimde yer alan o heybetli kartalın gölgesinde kalan, telâşla kanat çırpan karga figürü bizlere sessizce bir nasihat veriyor:
"Hayatta cesur olmak güzeldir, ancak cesaret bilgelikle ve haddini bilmekle taçlandırılmadığında kör bir cehalete dönüşür"
Uçsuz bucaksız hayat semasında, herkes kendi kanat çırpışının ritmini bilmeli. Kartala gıpta etmekte bir sakınca yoktur; asıl tehlike, onun rüzgârında yok olacağını bile bile beyhude bir yarışa yeltenmektir. Çünkü gökyüzü geniş olabilir, ama herkesin uçabileceği yükseklik kendi kanatlarının harcı kadardır.
İrfan ehli der ki: Herşeyi bilmem ama haddimi bilirim...
Sağlık ve safâlıkla kalınız...
