Ne güzel bir ifadedir Ziya Paşa’nın o meşhur mısrası, insanın içine bir parça huzur, bir parça da ince bir sızı bırakır. "Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer" dediğimizde, aslında sadece bir anıyı hatırlamıyoruz; o anın bizde bıraktığı hissi, kokuyu ve ruhu bugüne taşıyoruz.
Bazen bugünün karmaşasında yorulup geçmişin o "toz pembe" görünen limanlarına sığınmak istiyoruz. Hafıza, kötü anıları törpüleyip güzelleri parlattığı için o hayaller gerçekten de bir cihana bedel hale geliyor.
Geçmiş Zaman Olur ki...
İstanbul'un o unutulmaya yüz tutmuş daracık sokaklarından birinde, cumbalı ahşap bir evin penceresinden sızan solgun ay ışığı, yaşlı Zehra ninenin kırışık ellerine vuruyordu. Elleri, ömrü boyunca dokunduğu her şeyi, her anıyı fısıldayan birer kitaptı sanki. O gece Zehra nine, pencerenin önündeki sedirde oturmuş, şehrin uyuyan seslerini dinleyerek geçmiş zamanlara bir yolculuk yapıyordu. Ziya Paşa'nın o mısrası, "Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer," dilinde bir ezgi gibiydi.
Gözlerini kapattığında, taptaze bir bahar sabahının kokusu doldu içine. Genç kızlığının ilk demlerinde, elinde bir sepetle mahalle fırınına ekmek almaya gidişini hatırladı. Fırından yükselen taze ekmek kokusu, sokakta oynayan çocukların şen kahkahaları, komşu teyzelerin pencerelerden birbirlerine seslenişleri… Her şey, sanki dün yaşanmış gibi canlıydı.
Sonra, bayram sabahları geldi aklına. Yepyeni elbiseleriyle koştura koştura dedesinin elini öpmeye gidişi, ceplerine doldurulan mis kokulu mendiller ve o mendillerin içindeki parlak kuruşlar… O kuruşlarla alınan macunlar, simitler… Sanki tadı hala damağındaydı.
En çok da çocukluğundaki arkadaşlıkların saflığı, masumiyeti, bunlar şimdi bile kalbini ısıtıyordu. O anılar zamanın naifliğiyle yoğrulmuş, saf bir çiçeğin açılışı gibiydiler.
Hayat, tıpkı İstanbul gibi, akıp gitmişti. Arkadaşları uzak diyarlara iş peşinde gitmiş, bir daha da dönmemişlerdi. Zehra nine, hatıraları içine gömmüş, o günlerin hayalini bir inci gibi saklamıştı ruhunun en derin köşesinde.
Yıllar geçmiş, saçlarına ak düşmüş, gençlik buğusu gitmişti gözlerinden. Ama o gençlik hayallerinin paha biçilmez değeri, her geçen gün daha da artıyordu. Şimdi, pencerenin pervazına konan bir güvercinin kanat sesleriyle kendine geldi. Ay ışığı hala odasını aydınlatıyordu. Gözlerinde hafif bir nem, yüzünde dingin bir gülümsemeyle düşündü: Evet, geçmiş zamanın hayali, bazen bir cihana değerdi. Çünkü o hayallerde, bugünde bulamadığı bir saflık, bir güzellik ve bir sonsuzluk saklıydı. O hayaller, Zehra ninenin en değerli hazinesiydi.
