Bu bakış açısını değerli kılan birkaç nokta var:
Neden "Kuzuya, kuşa, böceğe" dua edilir?
Dua bencillikten arınmayı sağlar. Sadece kendimiz için değil, karşılık bekleyemeyeceğimiz varlıklar için iyilik dilemek, kalbi genişletir ve kibri kırar.
Dua kolektif iyileşmeyi sağlar. Bazen bir kuşun cıvıltısıyla gelen neşe ya da bir ağacın gölgesindeki huzur, aslında o canlının "iyi" olmasından kaynaklanır. Onlar iyileştikçe, yaşam alanımız da iyileşir.
Dua görünmez bir bağdır. Sizin bir karıncanın yolunu açmanız ya da bir bitkiye su vermeniz, belki de o gün hiç tanımadığınız birinin size gülümsemesine vesile olacak bir enerji zinciri başlatır.
Sizin yaydığınız pozitif niyet (dua), kuantum fiziğindeki dolanıklık gibi, hiç tanımadığınız birinin ruhundaki bir kırıklığı onarabilir.
Biz birine veya bir şeye şifa dilerken aslında kendi ruhumuzu da o iyilikle yıkıyoruz. Başkasına edilen samimi bir dua, her zaman önce edenin kalbinden geçer.
Bu bakış açısı, modern dünyanın koşturmacasında unuttuğumuz o "nezaketi" önce kendimize hatırlatır. Unutmayalimki iyiliğin adresi yoktur, sadece yayılımı vardır.
Bu derin bakış açısını biraz daha yakından incelediğimizde, aslında bunun temelinde hem irfani bir derinlik hem de ekolojik bir vicdan görürüz. "Kuzuya, kurda, kuşa, börtü böceğe dua etmek" sadece nostaljik bir tabir değil, evrensel bir denge arayışıdır.
Bu düşüncenin detaylarındaki o zarif katmanları özetlersek:
Bu bakış açısı, modern dünyanın koşturmacasında unuttuğumuz o "nezaketi" önce kendimize hatırlatır. Unutmayalimki iyiliğin adresi yoktur, sadece yayılımı vardır.
Bu derin bakış açısını biraz daha yakından incelediğimizde, aslında bunun temelinde hem irfani bir derinlik hem de ekolojik bir vicdan görürüz. "Kuzuya, kurda, kuşa, börtü böceğe dua etmek" sadece nostaljik bir tabir değil, evrensel bir denge arayışıdır.
Bu düşüncenin detaylarındaki o zarif katmanları özetlersek:
Varlığın Birliği ve Merhamet (Rahmetin Kapsayıcılığı)
Eski Anadolu irfanında "yaratılanı severiz, yaratandan ötürü" felsefesi hakimdir. Dua sadece insana hasredilmez; çünkü var olan her şey aynı bütünün parçalarıdır.
Siz bir aslana dua ettiğinizde, aslında doğadaki vahşi ama adil dengeye saygı duyarsınız.
Bir böceğe dua ettiğinizde, en küçük canlının bile ekosistemde bir görevi, hizmeti ve varlık sebebi olduğunu kabul edersiniz.
Bu bakış açısı pozitif enerji yayar ve "Kelebek Etkisi" oluşturur.
"Çoğumuz bilemiyoruz bazen içimizdeki sebepsiz huzurun kaynağını".
Belki de kendimizi bazen iyi hissetmemizin sebebi, bir yerlerde bir canlının bizim varlığımızdan (veya o varlığa olan dolaylı katkımızdan) duyduğu huzur olamaz mı?.
Bazen en büyük şifa, biz farkında bile olmadan gelir...
Meselâ; yorgun bir günün sonunda pencerenize konan bir kuşun neşesi sizi iyileştirir.Yada yolun kenarında açan küçük bir çiçeğin direnci size umut verir.
Onlar size "teşekkür ederim" demez ama varlıklarıyla hayat kalitenizi yükseltirler. Diz aslında dua ederek bu sessiz şifacıların hakkını teslim etmiş olursunuz.
Bu dua biçimi, insanı dünyanın efendisi değil, zarif bir koruyucusu konumuna taşır. Kendini merkeze koyan "ben" duygusundan çıkıp, "biz" (tüm canlılık) dairesine giren insan, ruhsal olarak en büyük hafifliği ve huzuru o zaman yaşar.
Ekosistemler ve unsurları açısından ekolojik dengenin bize yansımasıdır aslında bu hafifleme ve huzur hâli...madem o bütünün bir parçasıyız, bütünün evrensel dengesi bizim için önemli olmalı...
Eskiler, bir bardak su içerken bile "suya hürmet" ederlerdi...
Canlı cansız bütün unsurlar sistemin elemanları ise, hepsi duanın kapsamında olmalı, meselâ; aç olana, sadece insana değil, topraktaki karıncaya da nasip ulaştırılması için dua etmek...susuz kalana, sadece şehirlere değil, dağdaki kurda kuşa da rahmet yağması için dua etmek...
İyiliğin bu dilsiz, sessiz ve her şeyi kuşatan halini giyinmeye ve insana huzur veren dua alışkanlığını edinmeye var mısınız ?
İyiliğin bu dilsiz, sessiz ve her şeyi kuşatan halini giyinmeye ve insana huzur veren dua alışkanlığını edinmeye var mısınız ?
