Arifler; dillerinden dökülen o derin, kalbî ve "hikmetli" şiirlerde dünyanın fâniliğini, nefsin aldanışını ve hakiki nura olan o hasreti en vakur duraklarıyla ilmek ilmek işlemişlerdir.
Bu minvalde bizim de gönlümüzden dökülen derin, sâfi irfani/felsefi tınıyla kaleme aldığımız bir şiir ve bestesi, buyrunuz:
Kâm aldık sanmışız deni dünyadanMahrum kalmışız meğer her ziyadan
Mülkün farkı yok tengnâyı beladan
Nûr da inmiyor artık bak semâdan?
Gönül sarayını eylemişiz vîran,
Dünya hevesiyle geçmiş tüm zaman.
Meğer ne gaflette uyanmış bu can,
Esen yeller feryat eder nadândan.
Mihneti kâr bildik, cevheri sattık,
Ömrü bir fâninin peşine kattık.
Güneş doğdu biz karanlıkta yattık,
Haberimiz yokmuş rûh-i mutlakdan.
Gözümüz boyandı yalancı renkle,
Aklımız bulandı hileyle, şerle.
Dedik ki: "Ey gafil, birazcık bekle!"
Geçti kervanımız fâni sahrâdan.
Toprak olacağın bilmez mi beden?
Gelenler hep gitmiş, hani ya dönen?
Yürekte bir sönmez çerağdır tüten,
Vazgeçmek gerek bu kurak dâvâdan.
Ey fâni, yönünü dön artık yâre,
Aşkın deryasında aranır çâre.
Sözümüz emanet o zülfikâre,
Kurtulsun bu gönül âh u figāndan
