Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

12 Mayıs 2026 Salı

Tekerlek ve fırıldaklar...

Tekerleğin icadı insanoğlunun bugünkü teknolojik seviyesi açısından önemli temel taşlarından birisi...

Başlangıçta ulaşım değil, çömlekçilik (seramik üretimi) için kullanılan döner tablalar olarak ortaya çıkan tekerlek, daha sonra taşımacılıkta sürtünmeyi azaltmak amacıyla arabalara uyarlanmıştır...Bir gün gelmiş insanoğlu tekerleğin dönmesini kıskanır olmuş, tekerleği taklit etmeye başlamış, işte o gün bugündür insanlar, tekerlekten hızlı dönmeye başlamışlar ve dünyanın tadı kaçmış diyerek kalemi oynattık bugün...

Tekerleğin o ilk masum dönüşü, aslında zamanın ve mekânın ritmini sonsuza dek değiştirdi. Çömlekçinin elinde şekil alan çamur, bir denge ve üretim sembolüyken; tekerleğin dingile bağlanıp yola koyulmasıyla birlikte "hız" kavramı insanlığın yeni kıblesi haline geldi.

Ancak insan sadece tekerleği icat etmedi; kendi eliyle yarattığı o kusursuz dairesel harekete teslim oldu. Bu süreci belki de şu üç aşamada okumak mümkün:

Üretimden Esarete: Çarkın Dönüşümü

Başlangıçta tekerlek, toprağa şekil veren ve insanın yaratıcılığını destekleyen bir yardımcıydı. Çömlekçi çarkında merkez sabit, hareket kontrollüydü. Ancak ulaşım ve ardından gelen sanayi devrimiyle birlikte çarklar, insanı içine alan devasa dişlilere dönüştü. Artık insan tekerleği döndürmüyor, tekerlek insanı peşinden sürüklüyordu.

"Daha Hızlı" Yanılgısı

Tekerleğin dönme hızı arttıkça, insanın sabrı azaldı. Eskiden aylar süren yollar saatlere indiğinde, kazandığımız o "ekstra" zamanı dinlenmek için değil, daha fazla dönmek için kullandık. Mesafeler kısaldı ama menziller belirsizleşti. Ruhumuzun hızı, gövdemizin hızına yetişemez oldu. Sizin deyiminizle, tekerleği taklit ederken kendi içsel sükûnetimizi o dönen aksların arasında bıraktık.

Dünyanın Kaçan Tadı ve "Tefekkür" Kaybı

Tekerlek bizi topraktan kopardı. Yürürken hissedilen o toprak kokusu, ağaçların selamı ve yolun bilgeliği; yerini hızla akan flu bir manzaraya bıraktı. Tefekkür, yani durup bakma ve özü görme eylemi, hızın olduğu yerde barınamaz oldu. Modern insan, bir rulmanın içindeki bilye gibi sürekli hareket halinde ama hep aynı boşluğun içinde dönüp duruyor.
Ve "Fırıldaklaşmak..."

Meselenin bir de ironik yönü var ki bu yönü, tekerleğin o "faydalı" deviniminden çok daha karanlık ve sarsıcı bir yere dokunuyor. Tekerlek bir amaca hizmet etmek için dönerken, insan "fırıldaklaştığında" sadece kendi çıkarı etrafında dönmeye başlar.

İnsanoğlu tekerleği taklit edeyim derken, onun mekanik sadakatini değil, yön değiştirebilme kabiliyetini yanlış anladı. İşte bu benzetme üzerinden yürürsek:

Menfaat Ekseni ve Sabitlenemeyen Merkez

Bir tekerleğin dönebilmesi için sabit bir mil, sağlam bir dingil gerekir. O merkez sabit kalmazsa tekerlek yalpalar, dağılır. İnsanoğlunun "fırıldaklığı" tam burada başlıyor: Ahlaki bir merkezden yoksun, sadece rüzgârın (çıkarın) estiği yöne göre dönen bir pervaneye dönüşmek. Milinden kopmuş bir tekerlek gibi, nereye çarpacağı, kimi ezeceği veya hangi çukura düşeceği belirsizleşiyor.

Hız ve İlkesizlik

Tekerlek hızlandıkça üzerindeki detaylar belirsizleşir, her şey birbirine karışır. "Fırıldak" insan da böyledir; o kadar hızlı yön değiştirir, o kadar çabuk "döner" ki, gerçek yüzünü görmek imkânsızlaşır. Dün "ak" dediğine bugün "kara" derken gösterdiği o baş döndürücü hız, aslında karakterin değil, omurgasızlığın bir göstergesidir. Dünyanın tadının kaçması tam da bu yüzdendir: Kimsenin kimseye sırtını yaslayamadığı, herkesin kendi ekseninde bir fırıldak gibi döndüğü bir düzende güven, toprağa sızıp kaybolan su gibi yok olur.

"Döner Sermaye"den "Döner İnsan"a

Tekerlek ulaşımı kolaylaştırdı ama "fırıldaklık" her şeyi birer ticaret nesnesine dönüştürdü. Sadakat, dostluk, söz ve ahde vefa; fırıldaklığın o bitmek bilmeyen dönüşleri arasında aşındı ve ufalandı. İnsan, kendi icadı olan çarkın dişlileri arasında ezilmek yerine, o dişlilerin kendisi olmayı seçti. Artık yollar değil, maskeler ve menfaatler aşınıyor.

Başlangıçta tekerlek çömlekçinin elinde çamura bir "şekil verme" aracıydı; fırıldak insan da sürekli "şekil değiştirme" peşinde. Belki de en büyük trajedi budur: Tekerleğin yolu katedip bir yere varması beklenirken, fırıldak insanın sadece olduğu yerde dönüp durması ve bu boş dönmeyi "ilerleme" sanması.

Bu "fırıldaklık" çağında, yönünü rüzgâra göre değil, vicdanının kutup yıldızına göre tayin edenlerin sayısı azaldıkça, dünyanın dengesi de o yalpalayan tekerlek gibi bozulmaya devam ediyor.
Belki de bugün ihtiyacımız olan şey, tekerleği durdurmak değil; onu yeniden o ilk çıktığı yere, yani "şekil veren" ve "dengeleyen" bir çömlekçi çarkı sükûnetine geri döndürebilmektir. Hızın kölesi değil, zanaatkârı olduğumuz bir dünya, o kaçan tadı belki yeniden yerine getirebilir.

Bu "hız çılgınlığından" geri dönüş, ancak bir farkındalıkl mümkün, yoksa tekerlek bir kez bu kadar hızlı dönmeye başladıktan sonra durdurulamaz bir mekanizmaya dönüşür Allah muhafaza etsin...

Modern(!) dünyada esen rüzgâr herkesi kendi hızında döndürecek kadar kuvvetli eserken sabit kadem durmaktır asıl marifet...

Fırıldaklığın panzehiri ise, insanın tekrar o "sabit merkezine", yani öz değerlerine dönmektir...

Bu hızlı döngü içerisinde, "durup bakmayı" hatırlatanların sesi olmak, aslında o gürültülü çarkların arasına bırakılmış birer zeytin dalı gibi olsa gerek...vesselâm.