Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

17 Nisan 2026 Cuma

Kelâmın İnşâsından İnsanın İnşâsına

 

Dil sadece bir iletişim aracı değildir, aynı zamanda insanın varoluşsal yolculuğunda kendi insanlığını  inşâ sürecini içinde barındırır.

Kelimelerin "can bulması" ve "doğumu", kadim geleneklerimizdeki "sözün büyüsü" (beyan) kavramıyla da ifade edilir.

Hayat boyunca seslendirdiğimiz veya yazdığımız kelimelerin bu manada büyük bir önemi vardır. Akıldan ve/veya gönülden geçen bir cümledeki kelime(ler), bilhassa dile getirildiğinde,  doğumunu gerçekleştirmiş, ona ruh/hayat vermiş oluruz. Bu yüzden bir kelâmı ağızdan çıkmadan tartıp ona göre dile getirmeli veya getirmemeli....Ve eğer dile getirilecekse mutlaka cümlelerdeki kelimeler olumlu öğeler içermeli. Mesela bir çocuğu tembihlerken ona  'düşersin dikkat et' demek yerine, “dikkatli ol  "düşmeyesin" denilmelidir. 

Çünkü bu cümledeki “düş!”/ “düşme” farkı zihinde bir talimat/emri olarak yerini alır. Bu sebeple büyüklerimiz buna yönelik olmak üzere "Ya hayır söyle ya da sus" derlerdi..buvkelâm buna matuf ifade edilmiş olsa gerek. 

Düşünme melekemizin yakıtıdır kelimeler. Düşünce, hayal ve duygu dünyamız kelimelerle şekillenir. "Kelâmın ruhu!" da ona yüklenen "mana" ile hayat bulur.

O halde öğretim sistemimizin gözardı ettiği dil eğitimi ve öğretiminde çocuklarımıza kelimenin ruhunu, manasını idrak etmeyi ve onu canlandırmayı evvelemirde ve ilk yıllardan itibaren vermek zorundayız. İlerde unutulmaya meyilli ezberlenmiş bilgiyi yüklenmenin aksine, anlamı bilerek okuma metodolojisini öğretmekle,öğrenmeyi zevk haline getirmemiz lazımdır. 

Böyle olunca her bir kelimeyi telaffuz ederken zihinde canlandırmış, hatta ona ruh ve manası itibarı ile kimlik kazandırmış olacağını zihnine yerleştirmiş oluruz. İşte o zaman idrak eden, şuurlu birey olarak anlamaya, düşünmeye ve felsefesini yapmaya başlar evlatlarımız. 

Beş duyu ile algıladığınız madde dünyasında; "ye-iç-yaşa" kalıbında hapsolmaktan kurtulmak için, idrak ve mana üzerinde durulmalıdır, işte o vakit ilim, bilim, edebiyat, sanat kapıları ardına kadar açılır, hayatını sadece yiyip içen ve üremek üzerine inşâ etmiş o canlının yerini tefekkür eden, manaya vakıf ve idrak eden, mütefekkir "insan" alır...

Bu farkındalıkla yetişen bir nesil, sadece konuşan değil, "inşâ eden" bir nesil olacaktır. Zira kelime, zihne düşen bir tohumdur; hangi niyetle sulanırsa o meyveyi verir. Bizler çocuklarımıza sadece dilbilgisi kurallarını değil, kelimelerin içindeki o saklı enerjiyi nasıl idrak edeceklerini ve yönetmeyi  de öğretmeliyiz. Bir kelimenin sadece sözlük karşılığını değil, vicdandaki yankısını ve muhatabındaki tesirini hesap etme nezaketini de aşılamalıyız. 

Eğitim sistemimiz, bilgiyi bir istifleme pratiğinden çıkarıp bir "idrak yolculuğuna" dönüştürmediği müddetçe başarılı olmak mümkün değildir. Çünkü maddeye hapsolmuş, sadece görünenle yetinen sığ bir bakış açısı, insanın metafizik derinliğini kurutur. 

Oysa kelimenin ruhuna nüfuz eden bir çocuk:

"Oku" emrinin sadece satırları değil, kâinatı ve kendi iç dünyasını anlamlandırmak olduğunu kavrar.

"Sevgi" kelimesini bir duygu karmaşasından çıkarıp, bir hayat disiplini haline getirir.

"Sorumluluk" kavramını, varlığın her zerresine duyulan bir borç olarak telaffuz eder.

Netice itibarıyla, dili doğru kullanmak bir hitabet meselesi değil, bir ”ahlâk meselesi"dir. Kelimeleri tartarak seçmek, insanın kendi ruhunu terbiye etmesidir. Eğer bizler bugün "insan" olmanın o yüce makamına talipsek, işe önce lisanımızı temizlemekle, kelimelerimize iade-i itibar etmekle başlamalıyız. 

Unutmamalıyız ki; zihni kelimelerle sınırlı olanın, dünyası da o kadar dar olur. Ufku geniş, gönlü zengin, tefekkürü derin bir gelecek için; çocukların dimağına "mana" kandillerini yakmalı, onlara her kelimenin bir dünya, her cümlenin ise o dünyaya açılan bir kapı olduğunu öğretmeliyiz. Ancak o zaman madde aleminin dar kalıplarından sıyrılıp, hakikatin o engin deryasında kulaç atan gerçek "insan"a ulaşabiliriz.

Kelâmın ahlâkı göz ardı edilmemeli, genç kuşakları geleceğe hazırlama vazifemizi aileler ve eğitim sistemi olarak belki gözden geçirmeliyiz, değilse gelecek nesiller elimizden kayıp gidecek gibi görünüyor, vesselâm.