"Gönül aynası" tozlanmış, vicdanını ve özünü kirletmiş kişi doğruyu yanlıştan ayırt edemez hale gelir, basireti bağlanır.
Kişi, karakterli (mert) insanlarla bağını koparıp, çıkarcı, kötü ve dürüst olmayan (namert) kişilerle yol yürümeye başlamışsa, sadece bir arkadaş seçmemiş, aynı zamanda kötü bir ahlâka doğru kaymaya başlamıştır.
İşin en can alıcı noktası kişinin, kendisini var eden değerlere, ailesine, kültürüne veya soyuna (aslına) hakaret etmeyi, zarar vermeyi bir "marifet", bir ustalık/üstünlük saymaya başlamasıdır.
Bu ise, modern zamanlardaki aşağılık kompleksinin veya kültürel yabancılaşmanın en uç noktasıdır.
Halk arasında "birinin ocağına incir ağacı dikmek", o kişinin yuvasını yıkmak, neslini kurutmak anlamında kullanılır. Trajik olan da bu yozlaşma sonucunda bu kişilerin bunu kendi elleriyle yapmasıdır. Bunlar kendi değerlerine saldırarak aslında kendilerinin/ toplumun geleceğini ve güvenliğini yok etmektedirler.
Özetle; kimlik karmaşası yaşayan, geçmişine sırt çeviren ve yanlış dostlukların içinde kaybolan insanlar, aslında en büyük zararı yine kendisine ve dolayısı ile içinden çıktığı topluma verirler.
★
Bu durum, günümüzün en derin yaralarından biridir. Bireyin köklerinden kopması ve dijital illüzyonlar içinde kaybolması, sadece kişisel bir boşluk değil, toplumsal bir çözülme riskini de beraberinde getirir.
Kökü olmayan bir ağacın rüzgârda savrulması gibi, kimlik bilinci zayıf bireyler de sanal dünyanın akıntılarına kapılmaya daha müsaittir. Bu noktada aile ve eğitim sistemi için şu yaklaşımlar kritik öneme sahiptir:
Ailenin Yaklaşımı: Güvenli Liman ve Model Olma:
Aile, çocuğun ilk "aidiyet" hissettiği yerdir. Eğer çocuk evde anlam bulamazsa, bunu dışarıda veya dijital mecralardaki sahte onaylarda arar.
Duygusal İdrak ve Dinleme: Aileler, çocuklarıyla sadece "ödevlerini yaptın mı?" düzeyinde değil, fikirlerini ve hislerini anlamaya yönelik derin sohbetler kurmalıdır. Genç, evde "anlaşıldığını" hissettiğinde, yanlış dostlukların onayına ihtiyaç duymaz.
Gelenekle Bağ Kurma: Geçmişe sırt çevirmeyi önlemek için gelenek, sadece bir kural silsilesi olarak değil; yaşayan bir ruh, bir hikâye olarak aktarılmalıdır. Aile büyüklerinin tecrübeleri ve aile tarihi, çocuğun kimlik inşâsında sağlam birer tuğla görevi görür.
Dijital Okuryazarlıkta Rehberlik: Yasaklamak yerine, dijital dünyadaki içeriği birlikte analiz etmek gerekir. "Bu içerik sana ne katıyor?" veya "Buradaki dostluklar ne kadar gerçek?" gibi sorularla eleştirel düşünce tetiklenmelidir.
Eğitim Sisteminin Yaklaşımı: Bilgi değil, Bilinç
Mevcut eğitim sistemleri genellikle "bilgi yüklemeye" odaklanır. Oysa ihtiyacımız olan, bilginin ahlâk ve maneviyatla harmanlandığı bir "hikmet" eğitimidir.
Değerler Eğitimi (Soyut değil, Somut): Ahlâk dersleri sadece kitabi bilgilerden ibaret kalmamalı; dürüstlük, liyakat, vefa ve empati, insan ve vatan sevgisi gibi kavramlar günlük hayatın içinden örneklerle işlenmelidir.
Tarih ve Aidiyet Bilinci: Tarih eğitimi, sadece savaş ve antlaşma tarihleri değil; bir medeniyet tasavvuru olarak verilmelidir. Genç, hangi köklü çınarın bir yaprağı olduğunu bilirse, rüzgâra karşı daha dirençli olur.
Eleştirel Düşünce ve İrade Eğitimi: Eğitim, öğrenciye "hayır" diyebilme iradesini kazandırmalıdır. Popüler kültürün dayattığı kimliksizleşmeye karşı, özgün kalabilmenin bir erdem olduğu vurgulanmalıdır.
Ahlâk ve Manevi Eğitim Nasıl Verilmeli?
Ahlâk ve maneviyat, sadece anlatılan değil, "hissedilen ve yaşanılan" bir olgudur.
Örneklem (Temsil): Gençler nasihatten ziyade örnekleri takip eder. Eğiticinin ve ebeveynin sözü ile özü bir olmalıdır. "Liyakat" diyen birinin torpil yapması, gencin tüm manevi dünyasını yıkar.
İrfan ve Gönül Eğitimi: Manevi eğitim, sadece şekilsel ibadetler veya kurallar bütünü değildir. Bunlar iç âlemin/güzel ahlâkın inşâsı için temeli oluşturur.
İnsanın kendi iç dünyasına bakması, "Ben kimim?" ve "Niçin buradayım?" sorularına cevap araması teşvik edilmelidir. Sanat, edebiyat ve musiki bu eğitimin en zarif taşıyıcılarıdır.
Toplumsal Sorumluluk: Bireye, topluma karşı borçlu olduğu bilinci aşılanmalıdır. "Ben" merkezli bir hayattan "biz" merkezli bir hayata geçiş, bencilliğin ve kimlik karmaşasının en büyük ilacıdır.
Sonuç olarak; dijital mecraların sunduğu geçici parıltılar, insanın içindeki o derin boşluğu dolduramaz. Bu boşluk ancak sevgi dolu bir aile, köklü bir eğitim ve sağlam bir manevi temel ile dolar. İnsanı kendi özüne döndürmek, ona en büyük iyiliği yapmaktır ve her birey bundan mesuldur, otokontrolun olmadığı, "neme lâzım", "dokunmayan yılan bin yaşasın" anlayışına karşı tedbirler alınmalıdır...
★
Bu yozlaşmayı bir şiirle, manzum olarak ifade edelim:
Gönül aynasına toz konmuş bir kez,
Mertliği unutup, namertle gezer.
Aslına sövmeyi marifet sayan,
Kendi ocağına incir dikiyor.
Batı’nın çöpünü hikmet sanarak,
Her lokmayı zehirli süte banarak,
Sönmüş küllerinde boşuna yanan,
Bulanık sularda hayal dokuyor.
Koyun postu giymiş kurdu alkışlar,
Baharı beklerken hep kışta yaşar.
Hakka secde eder mi, eğilmez başlar,
İblis kapısında mekik dokuyor.
Sütü bozuk olan hiç maya tutmaz,
Vatan sevgisi nedir asla tınlamaz.
Gaflet uykusundan beriye gelmez,
Kendi mezarına toprak döküyor.
