"
Bilirim" şiiri "
Ben her dem gülü sevdim,
Dikeni var bilirim.
Cefasına katlandım,
Sefası var bilirim.
Gönül bağım içinde,
Binbir renkli biçimde,
Aşkın yanan sacında,
Dumanı var bilirim.
Hasret yakar özümü,
Gül sarmışsa gözümü,
Her sevdanın sözü var
Fermanı var bilirim.
Bülbül konar dalına,
Bakmaz dünya malına,
Düştüm aşkın yoluna,
Kervanı var bilirim.
Yar elinden içince,
Vakit dolup geçince,
Bu dünyadan göçünce,
Mekânı var bilirim.
Gönül sazım iniler,
Eski dertler yeniler,
Söyler eski maniler,
Lisanı var bilirim.
Kervanı var bilirim.
Fermanı var bilirim.
Sefası var bilirim.
Dumanı var bilirim.
Şiirin Satır Aralarındaki Hakikat
Bu dizeler, köklerini geleneğin sarsılmaz toprağından alırken, bireysel bir duyumsayışla modern insanın ruhuna dokunuyor. Şiirin her dörtlüğünde tekrarlanan "bilirim" vurgusu, aslında basit bir bilgi aktarımı değil; bir "rıza" makamının ilânıdır.
Zıtlıkların uyumu ve teslimiyet açısından bakılınca şiirde, gülün dikeniyle, aşkın dumanıyla, sevdanın fermanıyla barışık bir duruş sergiliyor. "Cefasına katlandım, sefası var bilirim" derken; acının içinde saklı olan olgunlaşma payını, kederin ardındaki huzuru müjdeliyor. Bu, dünyevi bir şikâyetten öte, varoluşun her hâlini kucaklayan bir irfanın sesidir.
Yol ve yolculuk imgeleri açısından ele alındığında; şiirde geçen "kervan" imgesi, bizi bireysel yalnızlığımızdan çıkarıp insanlığın kadim serüvenine ortak ediyor. Aşk yoluna düşenlerin ne ilki ne de sonuncusu olduğumuzu hatırlatırken; "vakit dolup geçince" gidilecek olan o asıl "mekân" vurgusuyla, fani olanın içindeki "Bâkî" olanı işaret ediyor.
Sessiz feryadın lisânı ile; "Gönül sazı" inilerken aslında eski manilerin dilinden konuşuyor. Acının, hasretin ve dertlerin kendine has bir lisânı olduğunu ve bu lisânın ancak gönül gözüyle okunabileceğini anlıyoruz. Şair, dertleri yenilerken aslında ruhunu tazeleyen bir hatırlayışın peşine de düşüyor.
Sonuç olarak; "Bilirim" şiiri, insana hayatın yokuşlarında durup nefeslenmeyi ve her zorluğun içinde saklı olan o gizli ferahlığı hatırlatıyor. "Aşkın sacında yanarken çıkan dumanı", vuslatın bir nişanesi olarak kabul edenler için, yol her zaman felaha çıkacaktır.
Bu dizeler, köklerini geleneğin sarsılmaz toprağından alırken, bireysel bir duyumsayışla modern insanın ruhuna dokunuyor. Şiirin her dörtlüğünde tekrarlanan "bilirim" vurgusu, aslında basit bir bilgi aktarımı değil; bir "rıza" makamının ilânıdır.
Zıtlıkların uyumu ve teslimiyet açısından bakılınca şiirde, gülün dikeniyle, aşkın dumanıyla, sevdanın fermanıyla barışık bir duruş sergiliyor. "Cefasına katlandım, sefası var bilirim" derken; acının içinde saklı olan olgunlaşma payını, kederin ardındaki huzuru müjdeliyor. Bu, dünyevi bir şikâyetten öte, varoluşun her hâlini kucaklayan bir irfanın sesidir.
Yol ve yolculuk imgeleri açısından ele alındığında; şiirde geçen "kervan" imgesi, bizi bireysel yalnızlığımızdan çıkarıp insanlığın kadim serüvenine ortak ediyor. Aşk yoluna düşenlerin ne ilki ne de sonuncusu olduğumuzu hatırlatırken; "vakit dolup geçince" gidilecek olan o asıl "mekân" vurgusuyla, fani olanın içindeki "Bâkî" olanı işaret ediyor.
Sessiz feryadın lisânı ile; "Gönül sazı" inilerken aslında eski manilerin dilinden konuşuyor. Acının, hasretin ve dertlerin kendine has bir lisânı olduğunu ve bu lisânın ancak gönül gözüyle okunabileceğini anlıyoruz. Şair, dertleri yenilerken aslında ruhunu tazeleyen bir hatırlayışın peşine de düşüyor.
Sonuç olarak; "Bilirim" şiiri, insana hayatın yokuşlarında durup nefeslenmeyi ve her zorluğun içinde saklı olan o gizli ferahlığı hatırlatıyor. "Aşkın sacında yanarken çıkan dumanı", vuslatın bir nişanesi olarak kabul edenler için, yol her zaman felaha çıkacaktır.
_1775711875056.jpg)