Kaleme aldığımız aşağıdaki mısralar, maskelerin ardına gizlenen sahte gülüşlere ve menfaat sofralarında el pençe divan duranlara tutulmuş bir "yüzleşme" aynası...
İnsanın en zor sınavı, sahip olduğu imkânlar değil, o imkânlara ulaşmak için neleri feda ettiğidir.
Kimliksizliğin Bedeli
Zamanında idealizmden dem vuranların, bugün bir başkasının sofrasında yer kapmak için attıkları taklaları görmek hakikaten üzücü...
Değişim ile başkalaşım arasında nüanstan öte bir fark vardır. Değişim, olgunlaşmaktır, büyümedir. Başkalaşım ise, özünü satmak, dün "beyaz" dediğine bugün "kara" diyecek kadar hafızasını ve haysiyetini yitirmektir.
Eskimeyen Hakikat
Aşağıdaki şiirde şu can alıcı soru aslında bunu özetliyor: "Eşek aynı eşek de, çul mu değiştin?"
Unutulmamalıdır ki; eğilerek yükselenler, ulaştıkları zirvede ancak dizlerinin üzerinde durabilirler. Dik duranların başı ise göğe erse de yere değse de her zaman aynı hizadadır.
İnsanın kendine olan saygısını bir kenara bırakıp sadece "çulunu" değiştirmesi, aslında en büyük yoksulluk, hatta şahsiyyetsizlik değil midir ?
KİMLİKSİZ
Görmeyeli hayli oldu arkadaş
Hangi beldedesin, hangi hâldesin?
Hâlbuki dost idik öyle sanmıştım
Ben aynı benim de, sen mi değiştin?
Duydum ki çok yağlı kuyruk bulmuşsun
Yalakalıkta pek ustalaşmışsın
Sırıtan "şirin maskesi" takmışsın
Suratla maskeyi kaça değiştin
Yal sadıklarını hiç sevemedim
Yoksa daha yağlı yal mı buldun sen
Yalakalıkları hiç anlamadım
Parayla pullarla, neni değiştin
El etek yetti mi, kaç takla attın
Kimi gammazladın, kimleri sattın
Doğru söyle, söze kaç yalanı kattın
Balları zehirle nasıl değiştin
Bir zamanlar idealizm satardın
Sağa sola yiğitmiş gibi bakardın
Üç kişiyi bulsan nutuk atardın
Eşek aynı eşek de, çul mu değiştin ?
