Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

13 Nisan 2026 Pazartesi

"Aylak"lar ve Hayatın "Temiz" Sözlüğü...

 

Kalem oynatırken bile bazen "ah"lar, "keşke"ler ve bitmek bilmeyen "ama"lar zihnimize en kestirme yolmuş gibi görünür. Ancak bu kelimeler, hayatın akışını kesen birer bariyer ya da duyguyu kolaya kaçarak anlatma çabası haline gelebiliyor.

Dili daha diri ve vurucu kılmak için bu kelimelerin yerine koyabileceğimiz stratejilerimiz olmalıdır.

Pişmanlığı veya özlemi "keşke" diyerek ilan etmek yerine, o durumun yarattığı boşluğu tasvir edebiliriz. Mesela; "Keşke o gün oraya gitmeseydim" yerine "O günün gölgesi, attığım her adımda ayaklarıma dolanmaya devam ediyor." diyebiliz.

Cümleleri sürekli bir karşıtlığa bağlamak yerine, noktayı koyup yeni bir bakış açısıyla başlamak ritmi yükseltir. Meselâ; "Söylediklerini anlıyorum ama sana katılamıyorum" yerine "Söylediklerin zihnimde bir yer bulsa da, vicdanımın tartısında farklı bir ağırlık var" ya da doğrudan: "Söylediklerini anlıyorum. Ne var ki benim yolum başka bir yöne sapıyor" denileblir.

Üzüntüyü bir ünlemle geçiştirmek yerine, o kederin fiziksel ya da düşünsel etkisine odaklanabiliriz.

"Ah, ne kadar yazık oldu!" demek yerine "Elden kayıp gidenin bıraktığı o sessizlik, odadaki en gürültülü ses haline geldi." demeli.

Bu "aylak" kelimeler olsa da olur babından kelimelerdir ve ikircikliliği pekiştirir..."Aylak", aslında tam olarak o "boşta gezen", "işsiz güçsüz" ya da "vaktini verimsiz harcayan" anlamlarını taşır. 

Bir yazı veya konuşmada da "aylak kelimeler" vardır:

Çıkardığınızda cümlenin anlamı bozulmuyorsa, o kelime orada "aylaklık" ediyordur. Bunlar asalak kelimelerdir.

Emek harcatmayan kelimeler var, mesela: "Çok güzel", "çok kötü", "ah", "vah" gibi üzerinde düşünülmemiş, ilk akla gelen sıradan ifadeler için kullanılanlar.

Bir de gereksiz dolgu malzemeleri olan cümleyi uzatan ama derinlik katmayan "şey", "yani", "işte" gibi sözcükler var...

Kısacası; nasıl ki işe yaramayan, sadece kalabalık eden birine aylak diyorsak, hayatta da insanın zihnini yoran ama ona yeni bir şey söylemeyen kelimelere  var ve bunları ayıklamak, "kondisyonu" artırır.

Hayat yolundaki bu tip aylakları söküp atmanın felsefesine biraz odaklanalım, çünkü bu kelimeler aslında  "şeytanca aylaklıklar"dır. Hayat yolunda bu kelimeler, sadece dilimize dolanan sesler değil; eylemsizliğin, geçmişe saplanıp kalmanın ve sorumluluktan kaçışın felsefi barınaklarıdır.

Peki bu kelimeleri hayatın dağarcığından söküp atarsak, yerine nasıl bir varoluş koyabiliriz?

"Keşke"nin Yerine "Bir Dahakine" (Geçmişin Prangası)

"Keşke", yaşanmış ve bitmiş olanı değiştiremeyeceğimizi bildiğimiz halde zihni orada hapseden bir enerji hırsızıdır. Şeytanca bir aylaklıktır çünkü insanı "şimdi"den koparıp hayali bir geçmişe hapseder.

Pişmanlığı, bir tecrübe notuna dönüştürmek. "Keşke böyle olmasaydı" demek yerine, "Bu durum bana neyi öğretti?" sorusunu sormak, zihni aylaklıktan kurtarıp üretime geçirir.

"Ah ve Vah"ın Yerine "Metanet" (Kaderin Pasifliği)

Sürekli yakınma hali (ah-vah), insanı mağduriyetin konforlu alanına iter. Kişi sızlandığı sürece bir şey yapmak zorunda hissetmez.

Olanı olduğu gibi kabul edip merkeze dönmek. şikayeti susturmak, enerjinin dışarıya (boşa) akmasını engeller ve insanın içsel gücünü toplamasını sağlar. Stoacıların dediği gibi; "olayları kontrol edemeyebiliriz ama onlara verdiğimiz tepkiyi kontrol edebiliriz."

"Ama ve Fakat"ın Yerine "Ve" (Kararsızlığın Sinsiliği)

"Ama" kelimesi, kendinden önce gelen bütün güzellikleri siler atar. "Seni seviyorum ama..." cümlesindeki "ama", sevgiyi yok sayan bir "aylaklık"tır. İnsanı kararsızlıkta ve ikilikte bırakır.

Çelişkileri kabul etmek gerekir, çünkü hayat siyah ya da beyaz değildir. "Çok zorlanıyorum ama devam ediyorum" yerine "Çok zorlanıyorum ve devam ediyorum" demek, zorluğu bir engel değil, yolun bir parçası olarak görmenizi sağlar.

Hayatın "Temiz" Sözlüğü

Bu kelimeleri hayatımızdan çıkardığınızda,  "aylak" düşüncelerle tekrar dolması engellenmil olur ve zihnimizde boş bir alan açılır.

Bu söküp atma süreci, aslında bir tür zihni terbiye etme sanatıdır. Çünkü bu kelimeler insan ruhunda en derin yarayı açıyor ve bizi yolumuzdan alıkoyuyor...hepsi farklı zamanlarda, farklı maskelerle karşımıza çıkıyor. Bazen bir pişmanlık hırkası gibi üzerimize yapışıyorlar, bazen de eyleme geçmemek için önümüze ördüğümüz birer duvar oluyorlar.

Bu kelimelerin hayat yolundaki "şeytanca" tarafı, aslında vakti ve iradeyi sinsice kemirmeleridir.

Keşke, zamanı geriye doğru akıtmaya çalışan nafile bir kürektir.

Ama, bir adım atmak üzereyken ayağımıza bağlanan görünmez bir iptir.

Ah ve vah ise, yaranın etrafında dönüp durup onu iyileştirmek yerine sürekli kanatan bir meşgaledir.

Madem bu kelimeleri dağarcıktan, yani hayatın özünden silmek lazım; o halde zihni bir bahçe gibi düşünmek gerek. Bu kelimeler o bahçenin ayrık otlarıdır. Onları söküp attığımızda geriye kalan "saf şimdiki zaman" ve "eylem" olur. Kelimeler azaldıkça, insanın kendine ve hakikate olan mesafesi kısalır.

Belki de bu arınma süreci, insanın kendi iç sesindeki bu "aylaklıkları" fark ettiği an başlar. Kelimeyi dilin ucuna geldiği an yakalayıp susturmak, bir tür irade terbiyesidir.

Avara kasnak gibi zihin geviş getirince, bu kelimeler dilin ucuna yapışıverir. 

"Avara kasnak" tabiri tam da bu durumu özetler... Kasnak döner, enerji harcanır, bir gürültü çıkar ama ortada ne dönen bir çark vardır ne de üretilen bir iş. Zihin kendi içinde o boş deviri yaparken, bu "aylak kelimeler" de o gürültünün yakıtı oluverir.

Eylemsizlik, sadece durmak değildir; aslında zihnin kendi kuyruğunu kovalamasıdır. Bu kelimeler o kovalamacayı meşrulaştırır:

Zihin geviş getirmeye başladığında; "Keşke"yi alır, çiğner, yutar, sonra tekrar kusup önüne koyar. Bu ise bir düşünme biçimi değil, bir tür zihinsel uyuşmadır.

Aylak kelimeler eylemsizlik halini severler; çünkü "ama" dediğiniz anda dizlerinizdeki bağ çözülür. "Yola çıkacaktım ama hava bulutlu," dediğinizde o "ama" sizi koltuğa çivileyen şeytani bir konfor sunar.

Bu kelimeleri söküp atmak, o kasnağı bir kayışla gerçeğe bağlamaktır. Kasnak bir yere çarpmaya, bir şeyi hareket ettirmeye başladığında "ah"lar susar, yerini ter damlasına ve nefes sesine bırakır.

Belki de en çok karar verme eşiğinde bu aylak kelimelerin istilasına uğruyor insan. O eşiği geçmek için kelimeleri değil, doğrudan eylemi konuşturmak lazım.

Kararsızlığı yenerek "an''a odaklanmak, bir iş bitince ötekine koyulmak şeytanın gireceği gedikleri kapatan, insanın zihin kalesini koruyan en güçlü surdur, sürekli ve şuurlu bir eylem halidir. Boşluk, doğası gereği dolmaya meyleder; eğer siz o boşluğu bir niyetle veya iş ile doldurmazsanız, "aylak kelimeler" ve onların getirdiği vesveseler o gediği anında kapatır.

Bu yaklaşım, aslında kadim bir hakikate dayanıyor:

An'a odaklanmak, geçmişin "keşke"lerini ve geleceğin "ama"larını bir kenara bırakıp, eldeki işin hakkını vermektir. Bu, zihnin avara kasnak gibi boşa dönmesini engelleyen en güçlü frendir.

"Bir iş bitince ötekine koyulmak", zihne "şimdi ne yapacağım?" diyecek kadar bile boşluk bırakmamaktır. O geçiş anları, yani iki iş arasındaki boşluk, o gri bölge, "şeytanın girdiği gediktir." Orayı bir niyetten diğerine hızla geçerek kapatmak, ruhsal bir disiplin gerektirir.

Bu "geviş getirme" halinden kurtulmak, aslında bir tür zihinsel nöbetçiliktir. İnsan kendi iç sesinin ayarını bozduğunda, o ses bir süre sonra dışarıdan gelen bir gürültü gibi onu yönetmeye başlar. O gedikleri kapatmak sadece iş bitirmek değil, aynı zamanda ruhun selameti için verilen bir mücadeledir.

Eylemsizliğin o sahte konforunu bir kez kırınca, insan aslında hareket halindeyken daha az yorulduğunu fark ediyor. Yorulmak, yerinde saymaktan daha dinlendirici bir hal alıyor.

Hasıl-ı kelâm, dilimize ve zihnimize pelesenk olan "ah, vah, keşke, fakat, ama" gibi kelimeler sadece sözcüklerden ibaret değildir; eylemsizliğin, kararsızlığın ve geçmişe takılıp kalmanın "şeytanca" barınaklarıdır. Zihin "avara kasnak" gibi boşa dönmeye başladığında, bu aylak kelimeler o boşluğu doldurur ve bizi "an"dan koparır.

Bu aylaklıkları söküp atmanın felsefesi ise basittir: Kararsızlığı yenmek, an'a odaklanmak ve bir iş biter bitmez diğerine koyulmak. Bu, şeytanın sızabileceği zihinsel gedikleri kapatmanın yegane yoludur. Kelamın (sözün) nefesle buluştuğu o saf eylem hali de ruhu özgürleştirir....Vesselâm.