"Şehri imâr ederken nesli ihyâ etmeyi ihmal ederseniz, ihmal ettiğiniz nesil imâr ettiğiniz şehri tahrip eder." -Turgut Cansever-
Turgut Cansever’in bu veciz sözü, medeniyet tasavvurumuzun temelini oluşturan müthiş bir uyarıdır. Bir toplumu ayakta tutan şey sadece yükselen gökdelenler, geniş bulvarlar veya modern akıllı şehirler değildir; o şehre ruhunu verecek olan, içinde yaşayan insanın kalitesidir.
Eğitim ve ahlâk perspektifinden bu derin düşüncenin analizini yapacak olursak:
Şehir ve insan illiyet ruh ile bedenin ilişkisi gibidir...
Şehir, insanın dış dünyadaki yansımasıdır. Mimari, sadece taşın taşa değmesi değil, bir zihniyetin maddeye bürünmüş halidir. Ancak "imâr" (bayındırlık) fiziksel bir inşayken, "ihyâ" (diriltme/canlandırma) kalbi ve zihni bir süreçtir.
Fiziksel yatırım için yollar, köprüler ve binalar yaparken, adalet, merhamet, estetik duygusu ve ahlâki bilinç gibi insani yatırımlar ihmâl edilmemelidir/edilemez...
Eğer bir toplumda "beton" insandan daha kıymetli hale gelmişse, orada medeniyet değil, sadece bir yerleşim yeri vardır.
Bu noktada eğitimin rolü çok mühimdir, eğitim sadece kariyer hedefli olmamalı, aynı zamanda karakter inşâsı hedefli olmalıdır.
Günümüzde eğitim sistemi malesef genellikle "meslek edindirme" odaklı işliyor. Cansever’in işaret ettiği "nesli ihyâ etmek" ise, teknik bilgiden fazlasını gerektirir.
Bunun için eğitim sistemi, gençlerin eline daha ilk günden bir ahlâki pusula vermeli, onlara "nasıl daha hızlı zengin olunacağı, makam mevki sahibi olunacağı" değil, "nasıl dürüst kalınacağı" öğretilmelidir öncelikle !
Ahlâki pusula ile beraber çocuklara estetik bilinci aşılanmalıdır. Çevresindeki bir ağaca, tarihi bir esere veya komşusunun hakkına saygı duymayan bir nesil, en lüks mimari projeleri bile birer "tüketim nesnesine" dönüştürür.
Ve millete mensubiyet, ülkeye aidiyet duygusu, milli kültür ve tarih şuuru temel öğretilerden olmalıdır. Şehri kendine ait hissetmeyen, onun geçmişiyle bağ kurmayan birey, o şehri koruma ihtiyacı duymaz.
"İhmal ettiğiniz nesil, imâr ettiğiniz şehri tahrip eder" ifadesi, sosyolojik bir gerçektir.
Ahlâki ve manevi değerlerden yoksun bırakılmış bir gençlik;
-Kamu malına zarar vermeyi,
-Estetiği ve düzeni bozmayı,
-Sosyal barışı zedelemeyi,
kendi içindeki boşluğun bir dışavurumu olarak görür. Maddi zenginlik içinde yetişen ama manevi olarak aç bırakılan bir neslin öfkesi, en sonunda o zenginliğin sembollerine (şehre) yönelecektir.
Bir şehri güzelleştirmek istiyorsak, işe o şehrin sokaklarında yürüyecek olan insanın ruhunu güzelleştirmekle başlamalıyız.
"Ahlâk", şehrin görünmez harcıdır. Bu harç eksikse, bina ne kadar görkemli olursa olsun yıkılmaya mahkûmdur.
Turgut Cansever bizlere şunu hatırlatır: "Gerçek mimarlık, sadece taşları üst üste koymak değil, o taşların arasında huzurla yaşayacak erdemli bir toplum inşa etmektir"
Netice olarak deriz ki; "Önce insan, sonra mekân".
"Nesli ihyâ etme" hedefi odaklı mı, yoksa tamamen "imâr" odaklı mı ilerliyoruz çağımızda, ne dersiniz?
