Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

3 Ekim 2026 Cumartesi

Adam var, yahşidir...

 

"Adam var, adamların nakşıdır, adam var, eşşek ondan yahşidir" ... Bu Azerbaycan atasözü, dış görünüşü insan olup da iç dünyası, erdemi veya vicdanı o boyuta erişememiş kişileri eleştiren keskin ve vurucu sözlerden biridir.

"Nakış" kelimesi bir yönüyle insan suretini, süsünü, dış görünüşündeki insani biçimi ifade ederken diğer taraftan  insanoğlunun varabileceği en yüksek estetik, ahlâkî ve manevi zirveyi de temsil eder.

Bu sözdeki "nakış" kelimesi, meselenin ruhunu ele veren en zarif anahtardır. Nakış; özenle, incelikle, iğne iğne dokunan, sabırla işlenen ve nihayetinde sergilendiği yere değer, zarafet ve anlam katan bir sanat eseridir. Nakış gibi insan olmak için; yıllarca pişmek, çileyle olgunlaşmak, budak ve dikenlerinden kurtulmak,, yontulmak, damıtılıp süzülmek gerekir.

Suret ile sîretin bütünlüğü açısından bakılacak olursa, bu veciz ifadede sadece "suret" taşıyanlar kastedilmez, dış görünüş ile iç dünyanın mükemmel bir uyum içinde olduğu şahsiyetin dışa vurumunu da ifade eder. Nakış insan, toplumun kumaşına rastgele atılmış bir iplik değildir, o kumaşı değerli kılan, ona desen ve renk veren ana motifin kendisidir.

Vefa ve ehl-i irfan duruşuna sahip olan bu adamlar; sözünün eri, ahde vefalı, yük alan ama yük olamayan, merhameti ve adaleti meslek edinmiş şahsiyetlerdir. Bulundukları meclise ağırlık, darlığa ferahlık, kargaşaya nizam getirirler. Onların varlığı, etraftakilere bir güven ve estetik aşılar.

"Adamların nakşı" olmak, geçmişin erdemini geleceğe taşıyan bir köprü olmak demektir. İnsanlık ağacının en güzel meyvesi, en nadide çiçeğidir nakış adam. Toplumun ortak hafızasının ve ahlâkının taşıyıcısıdırlar; onlara bakıldığında insanlığın neleri başarabileceği, ne kadar asilleşebileceği görülür.

Devamındaki kıyas ise meselenin en can alıcı noktasıdır: Öyleleri vardır ki, eşekler bile sadakati, duruşu ve yaradılışındaki saf çizgisiyle, o suret-i haktan görüne adamdan katbekat hayırlıdır, değerlidir, der

İnsan sûretinde dolaşan fakat insani erdemlerden, vefadan ve izandan mahrum kalan kalabalıkları bundan daha keskin, bundan daha net özetleyen bir başka ifade bulmak zordur. Bu Azeri özlü sözü, yüzyılların birikiminden süzülüp gelen irfani bir ifadedir; dış kabuk ile öz arasında yıkılmış köprüyü,kapanmaz uçurumu bütün çıplaklığıyla gözler önüne serer.

Mesele, aklın ve biyolojinin ötesinde ahlâkî bir duruş meselesidir. Görünüşteki simetri, boy pos, diploma, ünvan, makam-mevki, varlıklı olmak, hatta konuşma yetisi tek başına insanı insan kılmaya yetmez. Sadece "suret" taşıyan, erdem yoksunu ve vicdanı kör bir varlık, hayatın, adaletin ve toplumsal düzenin sırtına vurulmuş ağır bir yükten ibarettir. Tabiatın dengesi içinde kendi fıtratının gereğini dürüstçe yerine getiren, yük taşıyan, sadakat gösteren bir hayvanın (merkebin) duruşu; kurnazlığı, menfaati ve riyayı marifet sanan o suret sahibi adamın yanında, daha güzeldir, yeğdir, yahşidir.

Çünkü yaratılış gayesinden sapmak, donanımını kaba sabalık, hamlık, hıyanet ve kötülük yolunda harcamak, varlık mertebesinde en aşağıya düşmektir. Bu söz, insana sadece bir hakaret ya da yergi değil; kime güveneceğini, kiminle yola çıkacağını ve insanın içindeki yontulmamış kabalığı, o karanlık potansiyeli unutmamasını söyleyen okkalı bir uyarı, entelektüel bir ikazdır.

Kısacası bu söz, bir yanda insanlık kisvesi altında gezen boşlukları ve çoraklıkları teşhir ederken; diğer yanda insanı evrenin en şerefli makamına oturtan o "hakiki adamların" zarafetini ve nadirliğini resmeder.

Veciz ifadenin ilk tarafı bir özlem, bir ideal insan portresi, ikincisi ise bir uyarı ve hicivdir...

Bu söz doğu ve Türk dünyası irfanında insanı “insan” yapanın et ve kemikten ibaret bir kalıp olmadığını, asıl ölçünün güzel ahlâk, idrak, vicdan, zerafet, ahde vefa ve merhamet vb. hasletler olduğunu yalın hâliyle ne güzel anlatır...şu kelâm-ı kibar ile mühürleyelim:

"Kimi âdem vahşidir tıpkı Kabil gibidir, kimisi ise yahşi, aynı Habil gibidir..."