Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

31 Mart 2026 Salı

Hiciv: Elif'i mertek sanmak ve sanatkârlar

 

Meydanı boş bulan güruha karşı kalemimizin ucu ara sıra biraz sivrilebilir... 

Hakikaten bazen sözü gediğine koymak, o sahte parıltıların altındaki boşluğu (kofluğu), vitrinlik olma peşinde koşan ademlere (bilerek âdem demedik, malumunuz a/â şapkası manayı değiştiriyor) göstermek gerekiyor.

Hiciv, sanatın aynasıdır; o aynayı tutunca kimin hakiki cevher, kimin sadece boyalı olduğu bir çırpıda ortaya çıkıyor, foyayı dökmek gerek ki aslını görelim, hani takkenin altında gizli kelliği görmek babından...

İrfan kültürümüzdeki klişe deyim olan "elif'i mertek sananlar" tespiti ile yola çıktık, kalem kendiliğinden kelâmı kağıda döktü. 

İşte bu sığlığa ve taklitçiliğe dair kaleme aldığımız bir hiciv:

Notaya, portreye, diyeze, es'e
Tren katarı nazarıyla bakar
Elif'i mertek zanneden mebzul
Sanatkârım diye meydana çıkar

Meşk görmemiş, usul bilmez bir güruh,
Makamı fal sanıp rüya yorar ya !
Ruhunda tınlamaz, ne ney ne tambur,
Şöhret pazarında yerin arar ya.
Hicaz’ı hüzünle eş tutar lakin,
Gönül deryasında tek damlası yok.
Sözleri tantanalı, tavrı çok, lakin,
Sazının telinde Hak rızası yok.

Mebzul miktarda "üstad" türedi şimdi,
Edep rafa kalktı, haya büküldü.
Sanat ki asil bir cevherdi...imdi:
Çırak ellerinde yerlere döküldü.
Nota dediği sanki karga sekmesi,
Sağırlar her sesi beste sanıyor.
Sanat, el-Sani'nin akan çeşmesi,
Kendi nağmesine güfte yazıyor.
                         ★★★
Hiciv, kendi noksanını görmekle kemâle erer; çuvaldızın acısı geçmeden iğnenin sızısını duymak, sanatkârın aynasıdır. Bu makamda deeiz ki;

"Çuvaldızı başkasına batırdık
İğnenin tadını almadık henüz..."

İşte "Önce Kendi Gönlüme Çalayım" diyerek, aynayı kendimize çevirdiğimiz o ikinci has fasıl:

Aynadaki Çizgi
Başkasına çuvaldız, bize diken batırdık,
İğnenin narin tadını henüz almadık dost.
Nefsimizi "üstad" sayıp, kendimizi batırdık,
Aynadaki o ince, kırık çizgiyi sormadık dost.

Sözümüz "Hicaz" da , gönlümüz "Hüseyni" mi?
Yazdığımız her hece, kendi çilemiz mi?
Kınadığımız "karga", belki bizim "sekmemiz"?
Elif’i mertek sandık, bilmedik "özümüz" dost.

Kendi yaramız durur, el yarasın sararız,
Özümüzde derya var, damlasını ararız.
Hak rızası dildedir, gönül başka tel çalar,
Bu sahte sanatkârı, niye kınamadık dost?

Kalemimiz bir kılıç, kınından çıkarmadık,
Cevheri kendimizde, neden hiç aramadık?
Çırak eller yorulur, usta eller kaybolur,
Edep rafa kalkarken, neden söylemedik, dost?

Elif'i mertek sananlara" inat, sanatın çileli ama asil yolunu savunan bu hicvimiz üzerinden sanatın ve nezaketin kıymetini bilen okurlar ile böyle meşk eylemek her zaman bizim için büyük bir keyif,  sürç-i lisân eylemek ne haddimize, manzarayı arz ettik efendim, diyelim !

İlk kıtadaki o keskin "tren katarı" benzetmesiyle başlayan hiciv ile hem teknik cehaleti hem de manevi boşluğu birazcık özetlemiş olduk...

Yeni bir fasılda, başka bir "nüktede" buluşmak üzere; huzurunuz daim olsun!