Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

1 Mart 2026 Pazar

Söz ağızda kalabalık, mânâ sükutta sırlı

 

"Çer çöp yüzer, sürüklenir; dalgalarla dans eder
İnci dip sessizliğinde, dalgıçlarını bekler..."

Mevlânâ ve Şems-i Tebrizi duru ve hikmetli sözlerinde daima, insana sığlıktan kurtulmayı öğütlemişlerdir. Sığ olanın gürültüsüyle, derin olanın sessiz vakarı arasında bir ince çizgi vardır ki, kuyumcu hassasiyeti gerektirir. Birkaç hikmet yüklü dize ile biraz derine dalalım:

"Göz sığ olanı görür, kalp ise gizliyi, 
Kabukta takılan bilmez, öze giden izi."

"Fırtına kopar da sarsar ancak kıyıyı, 
Umman bilmez telaşı, korur o asil büyüyü."

"Boş kap çok ses çıkarır, vursan da bin kere, 
Dolu olan susar, boyun eğer kadere."

Görünen o ki;

Ateş yukarı tırmanır ama ömrü kısadır; toprak ise aşağıdadır ama bereketi sonsuzdur.

Söz ağızda kalabalıktır, mânâ ise sükutta sırlı.

Aslında insanın olgunlaşma yolculuğunu ne kadar güzel özetliyor bu hikmetli sözler, değil mi? 
İnsan "oldum" dedikçe sessizleşir, çünkü artık gürültüye değil, gerçeğe odaklıdır.

Bu bilgece dizelerin ruhunu taşıyan, derinlik ve sığlık üzerine kısa bir hikâye...buyrunuz:

Testi ve Umman

Vaktiyle, uzak bir diyarın en gürültülü nehrinin kıyısında, genç bir adam yaşarmış. Genç adam, hayata dair her şeyi bildiğini sanır, her konuda en yüksek sesle o konuşur, her tartışmada üste çıkmaya çalışırmış. Bilgisini bir kalkan gibi kullanır, tıpkı kıyıya vuran hırçın dalgalar gibi sürekli köpürürmüş.

Bir gün, nehrin kıyısında yaşlı bir balıkçının yanına oturmuş. Yaşlı adam, elindeki boş bir testiyi nehrin coşkun sularına daldırmış. Testi dolarken fokurdamış, gürültüler çıkarmış, suyla boğuşur gibi sesler yaymış. Genç adam gülerek:

"Bak," demiş, "Su bile senin testinle kavga ediyor. Ne kadar çok ses çıkarıyor!"

Bilge balıkçı, testi tamamen dolana kadar beklemiş. Testi dolup da suyun içine tamamen battığında, o gürültü bir anda kesilmiş. Su, testinin içinde ve dışında artık tek bir vücut olmuş; derin bir sessizlik çökmüş.

Balıkçı, gencin gözlerinin içine bakarak şöyle demiş:

"Evlat, testi boşken içine giren her damla için feryat eder, gürültü koparır. Çünkü içindeki boşluk, dışarıdakiyle savaşır. Ama testi dolduğunda ve deryaya daldığında, artık ses çıkaracak bir boşluk kalmaz. O zaman suyla bir olur, susar."

Genç adam nehre bakmış. Yüzeyde çer çöp akıp gidiyor, rüzgârla savrulan yapraklar suyun üstünde birbirine çarpıyordu. Ama nehrin en dibinde, akıntının bile dokunamadığı o ağır taşlar, vakur bir sessizlikle yerinde duruyordu.

O gün anlamış ki; insan da bir testidir. Bilgisi az, gönlü boş olan; kendini kanıtlamak için fırtınalar koparır. Gönlü ve zihni hakikatle dolan ise, artık bir derya olmuştur; sessizliği, derinliğindendir.
Bu kadim bilgeliği modern hayatın ve insan ilişkilerinin süzgecinden geçirdiğimizde, aslında her gün "sığ sular" ile "derin deryalar" arasında gidip geldiğimizi görürüz. üstteki dizelerdeki o "inci" ve "çer çöp" metaforu, bugünün insan psikolojisinde şu üç temel noktaya dokunuyor:

Özgüven ve İspat Çabası:

Psikolojide "Dunning-Kruger Etkisi" denilen bir durum vardır; az bilen çok bağırır, yetersiz olan kendini dev aynasında görür.

Sığ olan tıpkı suyun üstündeki çer çöp gibi, fark edilmek için rüzgâra ve akıntıya ihtiyaç duyar. Sürekli vitrindedir, sürekli onaylanmak ve "üste çıkmak" ister.

Derin olan ise kendi değerini bilir. İncinin denizin dibinde olması, onun değerinden bir şey eksiltmez; o orada, keşfedilmeyi bekleyen bir cevher olarak sessizce durur. Gerçek özgüven, bağırmaya ihtiyaç duymaz.

Çatışma ve Tartışma Kültürü:

İlişkilerde en çok gürültü, haklı çıkma çabasından doğar.

Yüzeydeki dalga her rüzgârda şahlanır, kayalara çarpar ve gürültü çıkarır. Tartışmalarda sadece kendi sesini duymak isteyen taraf da budur.

Derindeki durgunluk anlamaya çalışan taraftır. "Haklı mıyım?" yerine "Gerçek nedir?" diye sorar. Bu sessizlik bir zayıflık değil, fırtınanın (duyguların) etkileyemediği bir iç disiplindir.

Bilgi ve Bilgelik Ayrımı

Günümüzde her yerden bilgi akıyor (çer çöp gibi yüzeyde yüzüyor), ama hikmet (inci) derindedir.

Sosyal medyadaki kaos, bitmeyen bildirimler ve yüzeysel bilgiler, hepsi birer gürültü değil mi?

Okunan bir kitabın sindirilmesi, bir dostla yapılan derin bir sohbet veya kendi içine dönüp "Ben kimim?" sorusuna verilen dürüstçe bir cevap, sükunetin incisi hükmündedir.

Hâsıl-ı kelâm, bir insanın ne kadar "derin" olduğunu, fırtına koptuğunda (kriz anlarında) verdiği tepkiden anlarız. Sığ insan köpürür, derin insan ise sükunetiyle fırtınanın geçmesini bekler.