Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

28 Mart 2026 Cumartesi

Eşrâra merhamet, ahyâra zulümdür

 

Sadi Şirazi’ye ait olan "Eşrâra merhamet, ahyâra zulümdür" sözü, adalet ve merhamet dengesini keskin bir ustalıkla tarif eder.

Günümüz türkçesiyle "kötülere/şerlilere merhamet etmek, iyilere/hayırlılara zulmetmektir" anlamına gelen bu ifade, vicdanın sadece duygusal bir acıma hissi değil, aynı zamanda bir muhakeme biçimi olması gerektiğini hatırlatır.

Adaletin Terazi Dengesi...Adalet, her şeyi olması gereken yere koymaktır. Kötülüğü alışkanlık haline getirmiş, başkalarının hakkına tecavüz eden birine gösterilen kontrolsüz merhamet, o kişinin verdiği zararları onaylamak anlamına gelir. Eğer bir zalim affedilirse, o zalimin mağdur ettiği masumların hakkı çiğnenmiş olur. 

Denge noktası önemlidir, suçluya acımak, suçun devamına davetiye çıkarmaktır.

Toplumsal Huzurun Korunması...Bir toplumda şer odaklarına karşı sergilenen müsamaha, "hoşgörü" maskesi altında sunulsa da aslında toplumsal bir çürümeyi beraberinde getirir. Kötünün cezasız kalması veya hak etmediği bir şefkatle karşılaşması, iyilerin sisteme ve adalete olan güvenini sarsar. 

"Kurda merhamet etmek, koyuna hıyanettir."

Merhametin Yanlış Adresi...Merhamet, özü itibarıyla ulvi bir duygudur; ancak yanlış adreste yıkıcı bir silaha dönüşür. 

Ahyâr (hayırlılar, iyiler), hayatlarını doğruluk üzere kuranlardır.

Eşrâr (kötüler, şerliler) ise fitne ve fesat peşinde koşanlardır.

Eşrâra acıyan kişi, dolaylı yoldan ahyârın canını yakmış olur. Çünkü cezalandırılmayan her kötülük, bir sonraki hamlesi için güç toplar.

Sadi Şirazi’nin bu muazzam tespiti, hem bir devlet yönetimi (hukuk felsefesi) hem de bir nefis terbiyesi dersidir. 

Hukuk Felsefesi Açısından: Adaletin Sınırı

Hukukta "ceza", sadece suçluyu cezalandırmak için değil, toplumun geri kalanını (ahyârı) korumak için vardır. Sadi Şirazi, bu sözle "cezalandırmamanın da bir zulüm türü" olduğunu savunur.

Caydırıcılık İlkesi: Eğer eşrâr (kötüler/şerliler) merhamet görürse, "yaptığım yanıma kâr kalıyor" algısı oluşur. Bu da iyilerin/hayırlıların yaşam alanını daraltır.

Hakların dengesini gözetmek gerekir. Hukukta bir tarafın affedilmesi, diğer tarafın hakkından vazgeçilmesi demektir. Kamuyu ilgilendiren bir suçta devlete düşen merhamet değil, adalettir. 

Ahlâki Açıdan: Hikmetli Merhamet

İrfan kültürümüzde merhamet esastır ancak "hikmet" süzgecinden geçmesi gerekir. "Hikmet, bir şeyi olması gereken yere koymaktır".

Kötülüğe Merhamet Neden Zulümdür?

Zalimin kötülüğünü artırır... Kötüye gösterilen zamansız şefkat, onun egosunu (nefsini) besler. Onu durdurmamak, aslında onun daha fazla günah işlemesine izin vermektir. Bu bakımdan ona "en büyük kötülüğü" merhamet ederek yapmış olursunuz.

Mazlumun kalbini kırar...İyiler, kötülüğün ödüllendirildiğini (veya cezasız kaldığını) gördüklerinde adalete olan inançlarını kaybederler. Bu "kalp kırıklığı" manevi bir zulümdür.

Sıfatların karışmaması gerekir...Allah’ın "Rahman" sıfatı olduğu gibi, "Kahhar" (kahredici) ve "Müntakim" (intikam alıcı) sıfatları da vardır. Sadece birini kullanıp diğerini yok saymak, hakikat dengesini bozar.

Benzer Hikmetli Sözlerle noktalayalım.

Hz. Ali der ki, "Zalimi affetmek, mazluma zulümdür."

Mevlânâ der ki, "Adalet nedir? Ağaçlara su vermektir. Zulüm nedir? Dikene su vermektir." (Mevlana burada dikeni eşrâra, ağacı ise ahyâra benzetir.)

Sonuç olarak Şirazi'nin bu hikmetli sözü bize şunu fısıldar: Merhamet, zayıflık veya kör bir acıma duygusu değildir. Gerçek merhamet, mazlumu korumak için zalime karşı durma iradesidir. 

Çünkü, "kötülüğün dizginlenmediği bir dünyada, iyilik nefes alamaz"