Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

15 Mart 2026 Pazar

Efkâr tarlasından fikir biçilir

İlahi iradenin tecellisi, bazen aklın bittiği yerde kalbin genişlemesiyle idrak edilir. 

Meselâ insan, kimi zaman hayat yolunda önüne çıkan engellerin yüksekliğine bakıp ürperir; belki de o engel, ardındaki gayeye ulaşmak için bir basamaktır, insan bunun böyle olduğunu ancak tevekkül penceresinden baktığında anlar. 

Zorluğun içindeki kolaylık, bir kabuğun içindeki öz gibidir; kabuk ne kadar sertse, öz o kadar korunmuş ve kıymetlidir. Bu hikmet, yalnızca bir teselli değil, evrenin işleyişine dair bir yasadır. Tıpkı gecenin en karanlık anının şafağa en yakın zaman olması gibi, en daraldığımız anlar da aslında ferahlığın tohumlandığı anlardır.

İnsanoğlu genellikle zorluğu bir "duvar" olarak görür, oysa hikmet penceresinden bakanlar için zorluk bir "kapı" hükmündedir. Dağ aşılmadan engin ovalar görünmez, fırtına dinmeden deniz durulmaz. Sabır, bu süreçte sadece beklemek değil, dikenin içindeki gülü, gecenin içindeki gündüzü görebilecek basireti kuşanmaktır.

Gizli Hikmet

Çile bir tohumdur, bir gün yeşerir
Kilitli kapılar, her gün açılır.
Zulmetin içinden, nurlar saçılır,
Efkâr tarlasından fikir biçilir.

Dert dediğin elçi, haberle gelir,
Zahmetin ardından, gelen rahmettir.
Sebepsiz değildir, boşa mı gelir
Seyreyle sonunu, mutlak hikmettir,

Hüdâi sırrını, kalbine danış,
Bu fâni dünyada, bitmez bu yarış.
Hakikat yolunda, her an bir varış,
Ya söyleme sus, ya hikmet konuş.

Hz. Musa’nın asası denize vurduğunda suyun yarılması, fiziksel bir mucizenin ötesinde, samimiyetin ve hakikate bağlılığın karşısında tabiatın bile boyun eğeceğinin nişanesidir.

Firavun’un kibri ise en güvenli sandığı limanda boğulmasına sebep olur. Çünkü asıl mesele yolun zorluğu değil, o yolda kiminle yürüdüğündür.

İmkansız görünenin ilahi irade karşısında nasıl kolayca yön değiştirdiğini vurgulayan "Ol!" deyince olduranın gücüne duyulan sarsılmaz güvenin bir özeti gibi...

Kızıldeniz, birine özgürlük (Hz. Musa), diğerine yok oluş (Firavun) olur. Bu aslında hayatın genel bir kuralıdır: Şartlar aynı olsa bile, kişinin niyeti ve duruşu sonucun ne olacağını belirler. Birisi için "engel" gibi görünen bir durum, aslında diğeri için kurtuluş yolu olabilir.

İnsanın, çaresiz kaldığı anlarda bir çıkış kapısının her zaman mevcut olduğunu hatırlaması gerekir. Mantığın bittiği yerde teslimiyet ve inanç başlar. Zulmeden için en güvenli görünen yol (deniz) bir kapana dönüşür; mazlum için en büyük engel (deniz) bir otoyola dönüşür.

Kadir Mevlâm dilerse dağlar düz ova olur,
Musa’ya yol açan su, Firavn’a mezar olur,
Hüküm O’nun elinde, Ol dediği şey olur,
Gönüldeki feryadın yerini huzur alır.

Teslimiyet var ise, nurlar gökten dökülür.
Karanlığın bağrından ne güneşler doğurur,
Aşılmaz dediğimiz bentler bir bir yıkılır,
O dilerse her kilit, anahtarsız açılır...

Bu dizeler, her zorluğun içinde bir kolaylık, her firavun için bir ölümcül derya ve her Musa için bir kurtuluş yolu olduğunu fısıldıyor bizlere...