Kırk kapı dolaştım avare gibi.
Kırk dereden su getirdim olmadı,
Kova delik imiş, say kevgir gibi.
Kırk yılın yükünü vurdum sırtıma,
Kırk boğum dolandı sanki boynuma.
Karıştım sonunda fırtınalara
Eser durur başım sanki yel gibi.
Kırk yalan içinde doğruyu seçtim,
Kırk bozuk köprüden yürüyüp geçtim.
Kırk acı kahveyi tek nefes içtim,
Yine de susuzum, yandım çöl gibi.
Kırk düğüm atılmış baksana bağa,
Kırk defa tırmandım şu karlı dağa.
Takılıp kalmışım örülen ağa,
Çırpınır yüreğim dertli tel gibi.
Dertli kul bu yolda biter mi çile?
Düştük bir çıkmaza, gelmiyor dile.
Ömrümü savurdum esen bir yele,
Karıştım toza da, tozdum kül gibi.
