Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

19 Şubat 2026 Perşembe

İronik bir mektup:"Haşmetmeab"ın Yüksek Huzurlarına

"Haşmetmeab", Osmanlı Türkçesinde ve eski diplomatik dilde kullanılan oldukça ağır ve görkemli bir hitap şeklidir.

Kelime anlamı olarak "haşmetli, büyüklük sahibi, görkemiyle kendisine sığınılan yüce makam" demektir, bu ifade, dünya genelindeki imparatorlar, krallar veya şahlar gibi en üst düzey hükümdarlar için kullanılan bir saygı ünvanıdır ve hitap şeklidir. Batı dillerindeki "Majesteleri" ifadesinin tam karşılığıdır.

Küçük bir not: Günlük konuşmada birine "haşmetmeab" derseniz, muhtemelen ya şaka yollu onun çok "havalı" veya "otoriter" davrandığını ima ediyorsunuzdur ya da tarihi bir film setindesinizdir.

Kibriyle odayı oksijensiz bırakan, her şeyi en iyi kendisinin bildiğini sanan "modern zaman sultanı" için, satır araları iğneyle örülmüş, bol ağdalı ve alabildiğine ironik "Haşmetmeab hazretlerine"ne hitaben bir mektup yazalım mı?

Haşmetmeab’ın Yüksek Huzurlarına;

Pek Muhterem, Pek Vazgeçilmez ve Pek Kusursuz Efendimiz,

Zat-ı alinizin, fanilerin dimağını zorlayan o engin dehasından ve eşi benzeri olmayan varlığından süzülüp gelen ışıkla gözlerimiz kamaşmış durumdadır. Sizin olduğunuz yerde güneşin doğmasına gerek var mıdır? Elbette hayır; zira o mağrur çehrenizden yansıyan o muazzam özgüven, biz biçarelere gündüzü yaşatmaya yetmektedir.

Sizin her şeyi "en iyi" biliyor olmanızın ağırlığı altında ezilmek, bizler için bir şeref nişanesidir. Hata yapmama konusundaki o doğaüstü yeteneğiniz karşısında, sözlüklerdeki "yanılmak" kelimesini sizin hatırınıza lügatlerden silmeyi dahi teklif ettik. Ne de olsa sizin her cümleniz bir ferman, her bakışınız bir lütuf, her eleştiriniz ise biz cahiller için bir hidayet rehberidir.

Haşmetmeab;
Sizin kibriniz öyle yüksek bir zirvedir ki, oradaki oksijen azlığı bizlerin başını döndürmekte, lakin sizin o duru ve hatasız zihninize hiçbir zarar vermemektedir. Ayaklarınızın altındaki bu dünya, sizin gibi bir devi taşıdığı için her gün şükretse yeridir.

Lütfen, o eşsiz egonuzun gölgesinden bizleri mahrum bırakmayınız. Zira siz olmasanız, biz kime bakıp "iyi ki ben böyle değilim" diyeceğimizi bilemez, rehbersiz kalırdık.

Cihan-Şümul Bilgi Küpü, Evrenin Tek Hakikati ve Bilginin Yegâne Kaynağı Haşmetmeab Efendimiz,

Zat-ı alinizin her cümlesine bir "Aslında..." ile başlayarak biz cahillerin karanlık zihinlerine birer meşale yakması, takdire şayandır. Bizler, o sığ aklımızla bir konuyu bildiğimizi sanırken; sizin o devasa entelektüel heybetinizle araya girip, meselenin kökünü, gövdesini ve henüz keşfedilmemiş dallarını bir çırpıda önümüze sermeniz... Ah, ne büyük bir lütuf!

Hangi konuda konuşulsa, o konunun mucidiymişçesine sergilediğiniz o "üstün kavrayış" karşısında dilimiz tutuluyor. Sizin her şeyi bilen o derin sessizliğiniz bile, bizlerin yıllarca süren araştırmalarından daha derin manalar barındırıyor. Bilim, sanat, tarih ve hatta bizim kendi özel hayatımız hakkında bizden daha fazla bilgi sahibi olmanız, doğanın kanunlarına meydan okuyan bir mucize olsa gerek.

Aziz ve Pek Bilgili Haşmetmeab Efendimiz;
Sizin yanınızda bir fikir beyan etmek, güneşin yanında mum yakmak gibi bir hadsizliktir. Lütfen bizleri o keskin zekânızla düzeltmeye, her kelimemizin altına "Dipnot" düşmeye ve o meşhur "Bilmem anlatabiliyor muyum?" sorunuzla bizleri onurlandırmaya devam ediniz. Zira bizler, sizin o engin bilgi deryanızda boğulmak için can atan zavallı sandallarız.

Siz varken kitaplara ne hacet? Siz varken tecrübeye ne gerek? Sizin o "her şeyi bilen" duruşunuz, kütüphanelerin tozlu raflarından çok daha yakışıklı duruyor.

Kusursuz hafızanız ve yanılmaz mantığınız önünde, saygıyla ve hafif bir tebessümle eğiliyoruz.

Zat-ı Aliniz cenahından mütemadiyen "düzeltilen" ve gölgenizde serinleyen bir fani...
hayranlıkla efendim...

Kibirlinin egosunu okşayan yukarıdaki "bol ironili", alaycı ve iğneleyici bu mektup kimi zevatın hoşuna gider değil mi ?

Kibri ile huzurdan kovulmuş şeytanın ayak izlerini takip eden insanlarla siz de hayatınızın bir döneminde rastlaşmışsınızdır...

Bir Hadis-i Şerif ile noktalayalım: “Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse cennete giremeyecektir.”