Vaktiyle bir kasabada, hali vakti yerinde ama gönlü çok daha zengin bir esnaf yaşarmış. Bu zat, her sabah dükkânını açmadan önce yanındaki çırağına bir kese altın verir ve dermiş ki:
"Evladım, git çarşının öteki ucundaki fırına. Orada askıda ekmek bekleyen, boynu bükük kim varsa onların borcunu öde, ama sakın kim olduğumuzu söyleme."
Yıllar böyle geçmiş. Bir gün kasabaya büyük bir kuraklık ve kıtlık gelmiş. Herkes deryada damla ararken, bu esnafın dükkânındaki bereket hiç eksilmemiş. Hatta dükkânı, eskisinden daha çok müşteriyle dolup taşmaya başlamış.
Çevredeki diğer esnaflar bu duruma şaşırıp sormuşlar:
"Yahu komşu, biz kan ağlıyoruz, sende ise ne neşe eksik ne de bereket. Sırrın nedir?"
Esnaf tebessüm etmiş ve hergün dükkâna gelenleri şu dua ile uğurladığını söylemiş:
"Haneniz şen, ocağınız bereketli, ilminiz ziyade, ömrünüz mübarek ve aziz, huzurunuz daim, sıhhatiniz kavi ve metin, kazancınız helal ve bol, istikametiniz doğru, akıbetiniz hayrolsun. Gönlünüzden geçen tüm güzelliklerin, katbekat fazlasıyla sizi bulmasını dilerim" ve devamla;
"Ben kapımı çalana değil, kapısını çalacak gücü olmayana el uzattım. Ben bir verdim, O bin gönderdi. Meğer en büyük yatırım, karşılık beklemeden edilen duaymış." demiş.
★
"Ocağınız bereketli" ve "huzurunuz daim" olsun dileklerinin bir yansıması olarak "Cömert bir gönlün açamayacağı kapı, bitiremeyeceği bereket yoktur"...
Ne güzel, ne naif bir dua değil mi? Gönülden gelen her kelimesi huzur veriyor insana...
