Zihni "uykuda" olan biri için dış dünyadaki değişimlerin, fırsatların veya tehlikelerin pek bir hükmü yoktur; çünkü algısı kapalıdır. Ancak "uyanık" olan, yani idraki açık olan kişi, zıtlıkları (gece ve gündüzü, doğruyu ve yanlışı) birbirinden ayırabilir ve hayatın ritmini kavrayabilir.
Bu düşünceyi birkaç farklı açıdan ele alabiliriz:
Farkındalık ve İdrak:
Gündelik hayatın koşturmacasında çoğumuz "otomatik pilotta" yaşıyoruz. Bu aslında bir tür uyanık uyku halidir. Gerçekten uyanık olan kişi, sadece bakmaz, görür. Işığın (bilginin/hakikatin) değerini ancak karanlığı (bilgisizliği/yokluğu) tecrübe eden ve uyanan kişi takdir edebilir.
Gündelik hayatın koşturmacasında çoğumuz "otomatik pilotta" yaşıyoruz. Bu aslında bir tür uyanık uyku halidir. Gerçekten uyanık olan kişi, sadece bakmaz, görür. Işığın (bilginin/hakikatin) değerini ancak karanlığı (bilgisizliği/yokluğu) tecrübe eden ve uyanan kişi takdir edebilir.
Zıtlıkların Birliği:
Gece ve gündüz, yaşamın iki kutbudur.
Uykudaki için her şey tekdüze ve belirsizdir.
Uyanık olan için ise gece dinlenme ve içe dönme, gündüz ise eylem ve üretim vaktidir. Farkı bilmek, hayatı yönetmeyi sağlar.
İrfani ve Felsefi Bakış:
Birçok kadim öğretide "İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar" denir. "Uykuda olan için gece de bir gündüz de... " ifadesi de bu köklü bilgeliği çağrıştırıyor: Hakikati görebilmek için önce zihinsel veya ruhsal bir uyanış gerekir.
"Karanlığı fark etmeyen, ışığa yönelme gereği duymaz."
★
Uyanış Çağrısı
Gözünü kapayan, dünyayı görmez,
Gündüzün şavkını, hiç hayra yormaz.
Uykuda olana, sual sorulmaz,
Karanlık içinde, kalmış gibidir.
Güneş doğsa bile, sönüktür feri,
Gönlü uyanığın, bellidir yeri.
Gündüzün sahibi, izler her yeri,
Hakikat bahrine, dalmış gibidir.
Geceyi bilmeyen, sabahı bilmez,
Gönül gözü körler, hikmeti görmez.
Uyanık olmayan, ışığı bilmez,
Gündüzün şavkını, hiç hayra yormaz.
Uykuda olana, sual sorulmaz,
Karanlık içinde, kalmış gibidir.
Güneş doğsa bile, sönüktür feri,
Gönlü uyanığın, bellidir yeri.
Gündüzün sahibi, izler her yeri,
Hakikat bahrine, dalmış gibidir.
Geceyi bilmeyen, sabahı bilmez,
Gönül gözü körler, hikmeti görmez.
Uyanık olmayan, ışığı bilmez,
Dünyada rüyaya, dalmış gibidir.
★
Uykudan Uyanmak mı, Uyanık Kalmak mı?
İnsan zihni, alışkanlıkların konforlu döşeğine uzandığında dışarıdaki fırtınaları da, açan çiçekleri de fark etmez olur. Uykuda olan için zamanın bir rengi yoktur. Gece ile gündüzün arasındaki o keskin çizgi, ancak gözlerini hakikate açanlar için bir anlam ifade eder.
Aydınlık ve karanlık, sadece optik bir olay değil, birer bilinç durumudur.
Karanlığı bilmeyen, ışığın değerini sadece bir "parlaklık" sanır. Oysa uyanık olan kişi için karanlık, bir gizem ve dinlenme; ışık ise bir imkân ve sorumluluktur. Hayatın içinde "uyurgezer" modunda dolaşmak, başımıza gelenleri birer isabet değil tesadüf sanmamıza neden olur. Oysa uyanış; başımıza gelenlerin içindeki o ince manayı, gecenin içindeki sükûneti ve gündüzün içindeki devinimi kavramaktır.
Asıl mesele, sadece gözlerin açık olması değildir. Kalbin ve zihnin de "gece" ile "gündüzü" ayırt edebilecek bir hassasiyete ve idrake ulaşmasıdır. Farkındalık, bizi sıradan bir varlık olmaktan çıkarıp, hayatın ritmine eşlik eden bir bilinç/idrak seviyesine ulaştırır.
Özetle: Uyanmak, sadece uykuyu terk etmek değil; karanlığın içindeki dersi, aydınlığın içindeki yolu görebilme cesaretidir, vesselâm...
★
Uykudan Uyanmak mı, Uyanık Kalmak mı?
İnsan zihni, alışkanlıkların konforlu döşeğine uzandığında dışarıdaki fırtınaları da, açan çiçekleri de fark etmez olur. Uykuda olan için zamanın bir rengi yoktur. Gece ile gündüzün arasındaki o keskin çizgi, ancak gözlerini hakikate açanlar için bir anlam ifade eder.
Aydınlık ve karanlık, sadece optik bir olay değil, birer bilinç durumudur.
Karanlığı bilmeyen, ışığın değerini sadece bir "parlaklık" sanır. Oysa uyanık olan kişi için karanlık, bir gizem ve dinlenme; ışık ise bir imkân ve sorumluluktur. Hayatın içinde "uyurgezer" modunda dolaşmak, başımıza gelenleri birer isabet değil tesadüf sanmamıza neden olur. Oysa uyanış; başımıza gelenlerin içindeki o ince manayı, gecenin içindeki sükûneti ve gündüzün içindeki devinimi kavramaktır.
Asıl mesele, sadece gözlerin açık olması değildir. Kalbin ve zihnin de "gece" ile "gündüzü" ayırt edebilecek bir hassasiyete ve idrake ulaşmasıdır. Farkındalık, bizi sıradan bir varlık olmaktan çıkarıp, hayatın ritmine eşlik eden bir bilinç/idrak seviyesine ulaştırır.
Özetle: Uyanmak, sadece uykuyu terk etmek değil; karanlığın içindeki dersi, aydınlığın içindeki yolu görebilme cesaretidir, vesselâm...
