Divan edebiyatında ve tasavvuf düşüncesinde sanat sanatkâr nakış nakkaş kelimeleri, dünyayı ve insanı anlamlandırmak için kullanılan en güçlü anahtarlardır. Şairler ve düşünürler, evreni devasa bir nakış, yaratıcıyı ise eşsiz bir nakkaş olarak görürler.
İşte bu kavramların edebiyattaki derin yansımaları:
"Âlem bir nakıştır, Nakkaş'ı ara"
Divan şairlerine göre bu dünya, tesadüfen oluşmuş bir yer değil, ince ince işlenmiş bir tuvaldir.
* Kainat: Bir sergidir
* Varlıklar: Bu sergideki nakışlardır.
* Amaç: Nakşa bakıp hayran kalmak değil, o nakşın arkasındaki Nakkaş-ı Ezeli'yi (Sonsuz Sanatkârı) tanımaktır.
İnsan: En Büyük Sanat Eseri
Edebiyatta insan, "Zübde-i Âlem" yani alemin özü olarak kabul edilir. İnsanın yüzündeki hatlar, gözbebeğindeki ışık ve ruhundaki derinlik, Allah'ın en zarif sanatı olarak nitelendirilir. Bir beyitte dendiği gibi:
"Sanatına bakıp Sâni'i görmezsen, Gözündeki nur değil, sadece perdedir."
Hat, Tezhip ve Minyatürdeki İzler
Geleneksel sanatlarımızda bir hattat veya nakkaş, eserinin bir köşesine asla devasa bir imza atmazdı. Genellikle "Ketebehu..." (Bunu yazdı...) veya "Nakkaşü'l-hakir" (Değersiz nakkaş) gibi ifadelerle tevazu gösterirlerdi. Çünkü asıl sanatın ve güzelliğin kaynağının kendileri değil, kendilerine bu yeteneği veren "Asıl Sanatkâr" olduğunu bilirlerdi.
Bu kavramlar bizi "hüsn-ü aşk" (güzellik ve aşk) kavramına götürür. "Hüsn-ü Hat" (güzel yazı sanatı) çalışmasında, harfler birer nakşa dönüşür...
Bir hattat için kağıt bir meydan, kalem bir asadır. Kalemi mürekkebe her daldırdığında aslında o kağıda bir parça ruhunu bırakır. Bu yüzden eski ustalar, "Yazı, insanın kalbinin resmidir" derler.
