Edebin o zarif dünyasına özetle bakacak olursak; klasik irfan geleneğimizde "Edep bir tac imiş Nur-u Hüda’dan" denir ya; işte o tacı süsleyen en değerli üç taş muhtemelen bu "N" harfiyle başlayan kelimelerdir: Nezaket, Nezafet ve Nefaset.
Bu üçlü, insanın hem dış dünyasını hem de iç dünyasını bir sanat eserine dönüştüren dengedir.
Nezaket, ruhun inceliğidir, sadece "lütfen" demek değil, karşıdaki insanın gönlüne yük olmamaktır.
Edebî yaklaşımla nezaket başkasının ayıbını örtmek, sözü kesmemek ve muhatabına değerli olduğunu hissettirmektir.
Nezaketin özünde sertlikten arınmış olmak, yapıcı ve birleştirici bir üslup sahibi olmak "kırmamak ve kırılmamak" yatar.
Nezafet maddi ve manevi temizlikle ilgilidir. Eskiler "Nezafet imandandır" derken sadece el yıkamayı kastetmezlerdi. Nezafet, bir bütün olarak pâk olma halidir.
Üstün başın tertipli olması, çevreyi korumak ve ferah bir görünüm sergilemekte nezafetten kaynaklanır, kalbi haset, kin ve kibir gibi kirlerden arındırmak da...
Temiz bir ağızdan çıkan temiz bir söz, nezafetin en güzel dışavurumudur.
Nefaset ise kalitenin ve zarafetin zirvesidir. Nefaset kelimesi "nefis" kökünden gelir; yani bir şeyin en seçkin, en kıymetli ve en güzel olma halidir. Yapılan işi sadece "yapmış olmak için" değil, en estetik ve en kaliteli şekilde yapmaktır.
Bir yemeğin lezzetinden, bir cümlenin kuruluşuna kadar her şeyde zevk-i selim (sağduyulu ve estetik zevk) sahibi olmak nefasettir.
Bu kavramlar birbirini şöyle tamamlar:
Nezafet ile temizlenirsiniz
Nezaket ile yaklaşırsınız
Nefaset ile iz bırakırsınız
Kısacası: Nezafet sizi ferahlatır, nezaket sizi sevdirir, nefaset ise sizi unutulmaz kılar.
_1769183726828.jpg)