Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

30 Eylül 2019 Pazartesi

Sû-î zann, hüsn-i zann ve şüphe...!

Şüphe bildiren, "tamam da, ama..", "fakat..." ile virgül konularak devam edilen cümleler şüphe kaynaklı bir karşı fikir, bir görüş ifade eder genellikle.

Ancak şüphe, düşünme melekesinin müteharriki olsa da, vesvese kapısına da komşudur.

Şüphe, zan kapılarını da aralayan bir esintidir.

İşte buyrun, sorular:
-Zannın nereye kadarı mübah ?
-Nereden sonrasında mekruh başlar?
-Zannın fazlasının haram olduğu sınırda durabilinir mi ?

"Bana göre", "sanıyorum ki..", "zannımca..." diyerek başlarken ", şeytan bunun neresinde" acaba !

Zan denen mefhumun derûnî mecrasındaki perdesinde canlandırılan sahne(ler) isâbetli de olabilir...ancak nerede otladığı bilinmeyen ineğin sütü içilmez, içilmemeli !

Bir parça siyanürün içine düştüğü suyu içer misiniz meselâ ?

Zan da, şüphe de, muvahhidin iç âleminde onarılamaz gedikler açan birer gülle hükmündedir !

Şüphe ile iman ise bir arada bulunamaz !

Yaratıcının zâtı hakkında zan edilemez !
Kişi tefekkür ile zannı birbirine karıştırmışsa, birini diğeri yerine bilmeden kullanıyorsa, iş sarpa sarıyor...

İç âlemi murâkebe, akla gelen şeyleri muhasebe, analitik yolla fikirleri ayrıştırıp ayıklama yolu seçilerek, gri alandan uzak durulabilir, değilse damarlarda dolaşan azazilin avı olmak, tezgâhına düşmek işten bile değil !

Su-i zan hakkında Rabbimiz buyuruyor:
Ey iman edenler, zandan çok kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı ? İşte bundan tiksindiniz ! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.”(Hucurat sûresi, 12)

Kimi insan ne yazık ki "sû-î zann"sız  gün geçirmiyor ! Çiğ insan etini iştah ile yemekten çekinmiyor !

Sû-î zannı terk etmeyen kişi ise nasıl hüsn-i zan sahibi olabilir !

Hüsn-i zann sahibi olmayan insan yaratıcısından neler umuyor neler !

Ya eğrilmiş zannı doğrultacak iz'ân,
Yahut vicdansıza kurulacak mîzân...

28 Eylül 2019 Cumartesi

Gül bahçesinde diken dermek...!

Düşmüşüm gül bahçesine
gül değil diken dermişim
Vay beni vay

Bostanda gafil gezmişim
Korkuluğu sahib bilmişim
Vay beni vay

Bülbülden bîhaber iken
Karga kılavuzum olmuş
Vay beni vay

Yeme, içme eğlenmeye
Öyle dalmış da baymışım
Vay beni vay

Çokluk ile övünürken
Yokluğa da yerinmişim
Vay beni vay

Vekili asıldan sanmış
Nasıl ona aldanmışım
Vay beni vay

Dünyayı lokma etmişim
Güneşle aya göz dikmişim
Vay beni vay
Bir damla atık su iken
Çağlayan (!) olup akmışım
Vay beni vay

Okyanusu görmemişken
Deryâlıkla övünmüşüm
Vay beni vay

Dünya avlak "ben" avare
Azazile av olmuşum
Vay beni vay

Varlık sebebimden gafil
Oyuncakla avunmuşum
Vay beni vay

Özümü öteki sanmışım
Ümüğüne sarılmışım
Vay beni vay

Gün gelir de denilir ki:
"Ne câhil ne zalimmişsin"
Hay de, Hay !

26 Eylül 2019 Perşembe

Zilzâl, zelzele, yer sarsıntısı...!

Vuku bulan deprem anı ve sonrasının görüntüleri insanı dehşete düşürüyor...

Depremi yaşayanların:
 -"Deprem oluyor..10 saniyedir..." derken yüz ifâdeleri ve gözlerinde korku ve dehşet!

Sonrası depreme ilişkin görüntüler...

İnsanların kapalı mekânlardan sokaklara kaçışı, sokak ve caddedeki insanların can havli ile maraton koşucusu gibi kaçışı...

Nereye kaçtıklarını bilmeden bir kaçış...

Bunlar adeta kıyâmet günü tasvirleri... Zilzâl sûresi bu tasviri anlatıyor.

Evet !
Yeryüzü kendine has bir sarsıntı ile zaman zaman kıyâmettekini hatırlatır gibi küçük ölçekte sarsılıyor, insanlar deprem sonrası "Ona ne oluyor ?"u anlamak için günlerce konuşuyorlar mevcut bilimsel bilgi seviyesi ile...

İnsanoğlu bugün  bilimde tüm zamanların zirvesinde...Bilim ve teknik ile atomu parçalayıp içindeki enerjiyi sağabiliyor, aya, venüse, marsa uzay aracı gönderiyor, ve..ve.. !

Eriştiği yüksek teknoloji seviyesi ile övünüyor değil mi ?

Her ne kadar övünüyor olsa da insanın; depremi, kasırgayı, sel ve su baskınları ve benzeri yeryüzündeki afet yahut tufanları bu teknoloji ile engelleme şansı ve imkanı ise malesef yok !

Yer, gök, bulut, yağmur, rüzgâr...hepsi de "Celâl" veya "Cemâl'i, gazap ve rahmeti içinde bulunduruyor...

Dünyayı, doğada gerçekleşen olayları bir başka gözle okuyabilmek ve Rabbimizin bizleri arzî ve semâvî afetlerinden koruması niyâzı ile...

Zilzâl sûresi, 1-8. âyetlerin meâli:
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
"1,2,3. Yeryüzü kendine has bir sarsıntıya uğratıldığı, içindekileri dışarıya çıkarıp attığı ve insan, "Ona ne oluyor?" dediği zaman,
4. İşte o gün, yer, kendi haberlerini anlatır.
5. Çünkü Rabbin ona (öyle) vahyetmiştir.
6. O gün insanlar amellerinin kendilerine gösterilmesi için bölük bölük kabirlerinden çıkacaklardır.
7. Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse, onun mükâfatını görecektir.
8. Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse, onun cezasını görecektir."

22 Eylül 2019 Pazar

İflas, iflah ve nutk-i Hak !

Sermayesi hakikat olan iflas etmez, vesvasın kitabını okuyan iflah olmaz,
☆☆☆
Sormaktan çekinmeyen bilmediğini öğrenir, ancak kibirliler sormaz !
☆☆☆
İstişare edenin yolu düzlük, başına buyruğun işi sarptan geçer...
☆☆☆
Nefret cehennemini sevgi ateşi söndürür, öfke ateşini sabır, susmak ve yutkunmak !...
☆☆☆
Sadakat Sıddik'ten öğrenilir, yamuklarda ise asla bulunmaz !
☆☆☆
Yüksek ahlâkî irtifa için Hablullah gerek, düşüğüne şeytanın adımlarını izlemek !
☆☆☆
Boyanmak istiyorsan Sıbgatullah ki, yedi rengin aslı...
☆☆☆
Sözün tesiri nâtıkın gönlüne göre zuhur eder...nutk-i Hakk söylerse nâtık, hâsıl olur muhabbet !
☆☆☆
Müsebbibi tanımak/bilmek isteyen, sebep perdesine takılmaz ! Sebebi mutlak bilene ise, sebep ilâh !.