Sadi Şirazi...
Sadi Şirazi’nin bu tespiti, insan ilişkilerinin en yalın ve bazen de en acı veren gerçeğine parmak basıyor. Yüzyıllar öncesinden gelen bu söz, günümüzün "hız ve çıkar" odaklı dünyasında hâlâ geçerliliğini koruyor.
Bu sözü biraz derinleştirmek gerekirse:
Çıkar İlişkisi ve Gönül Bağı:
Şirazi aslında bize iki farklı insan tipini ve ilişki biçimini hatırlatır:
Pazar Dostluğu...alışverişe dayalıdır. Masada somut bir fayda (makam, para, statü, alkış) olduğu sürece muhabbet koyudur. Menfaat kesildiği an, o "can ciğer" dostluklar bir anda sessizliğe bürünür.
Mezar Dostluğu...samimiyete dayalıdır. Karşılıklı bir kazanç beklentisi yoktur; sadece "varlık" yeterlidir. Bu tür bağlarda muhabbet, menfaatten değil, karakterden beslenir.
Şirazi bu yaklaşımında ne kadar da haklıdır...
Çünkü insan doğası gereği bazen farkında olmadan bile "Bana ne katıyor?" sorusunu sorar. Ancak Şirazi'nin eleştirdiği nokta, muhabbetin (sevginin, ilginin, dostluğun) bir araç olarak kullanılmasıdır.
"Gerçek dost, elinde bir şey kalmadığında bile yanında duran değil; senin elinde bir şey yokken seninle kalmaktan hâlâ keyif alandır."
Sadi Şirazi’nin bu tespiti, sadece bir "hayal kırıklığı" cümlesi değil; psikolojik, sosyolojik ve etik katmanları olan derin bir analizdir. Bu sözün perde arkasındaki detaylara baktığımızda karşımıza şu tablo çıkar:
Muhabbetin "Araç" Haline Gelmesi
Normal şartlarda muhabbet, ruhların birbirine ısınması ve bir amaç olmasıdır. Ancak menfaat odaklı ilişkilerde muhabbet, hedefe giden yolda kullanılan bir enstrümandır.
Kişi, istediğini alana kadar karşı tarafa "sevgi", "ilgi" ve "hayranlık" yatırım yapar.
İstediğini aldığında (veya alamayacağını anladığında) bu yatırımın bir anlamı kalmaz.
Şirazi burada, sahte bir samimiyetin ancak bir ihtiyaç süresi kadar yaşayabileceğini söyler.
"Gölge" Dostluğu Analojisi
Eskiler bu durumu "gölgeye" benzetir: Güneş varken gölge sizinledir, hava karardığında (zorluk geldiğinde) ilk o gider. Menfaat bir ışıktır; o ışık söndüğünde, o ışığın yarattığı illüzyon olan "sahte muhabbet" de karanlığa gömülür. Şirazi, insanın asıl değerinin karanlıkta (menfaat bittiğinde) belli olacağını vurgular.
Psikolojik Katman: Duygusal Yatırımın İflası
İnsan zihni, karşılığını alamayacağı bir yere enerji harcamayı reddeden bir yapıya bürünebilir (özellikle narsist veya pragmatist karakterlerde).
Menfaat bittiğinde, o kişiye "nasılsın" demek bile bir külfet gelmeye başlar.
Rol yapmak yorucudur. Çıkar bittiğinde, kişi artık bu yorgunluğa katlanmak istemez ve maskesini indirir. İşte o an yaşanan sessizlik, aslında kişinin gerçek yüzüdür.
Ahlâki Bakış
Şirazi bir ahlâk felsefecisidir. Bu sözle aslında şunu öğütler:
"Muhabbetini dünyalık bir menfaate bağlayan, aslında o kişiyi değil, o kişideki dünyalığı seviyordur."
Yani aslında ortada biten bir muhabbet yoktur; çünkü o muhabbet hiç başlamamıştır. Başlayan şey bir "ticaret"tir ve ticaretin vadesi dolmuştur.
★
Sadi Şirazi’nin şahserleri olan "Gülistan ve Bostan", sadece nasihat kitapları değildir; insan ruhunun röntgenini çeken birer "insan sarraflığı" rehberidir. Şirazi, "menfaat bittiğinde muhabbet biter" derken aslında meselenin köküne, yani "insanın kime/neye kıymet verdiği" sorusuna iner.Şirazi’nin bu perspektifini biraz daha derin inceleyelim:
"Sineğin Şekerle İşi Bitince Kanat Çırpışı"
Şirazi, bazı insan ilişkilerini sineğin şekere olan ilgisine benzetir. Sinek şekeri sevmez, şekerin tadını sever. Şeker bittiğinde sinek oradan uçup giderken arkasında bir bağlılık bırakmaz.
Şirazi burada şunu ima eder: Eğer birisi size çok büyük bir "muhabbet" gösteriyorsa, önce o muhabbetin beslendiği kaynağa bakın. Kaynak sizin şahsınız mı, yoksa elinizdeki "şeker" (imkânlar) mi?
"Etek Öpenler ve El Çekenler"
Gülistan’da geçen bir hikmet şöyledir: İnsanlar güçlünün önünde eğilirken aslında o kişiye değil, o kişinin temsil ettiği ikbal ve kudrete eğilirler.
Şirazi der ki: "Talih kuşu başından uçtuğunda, dün eteğini öpenlerin bugün yüzüne bakmadığını görünce şaşırma. Onlar senin eteğini değil, o eteğin içindeki cevheri öpüyorlardı." Bu, samimiyetin testinin "darlık" zamanı olduğunun kanıtıdır. Bollukta herkes dosttur; gerçek dostluk, menfaatin olmadığı "kıtlık" zamanında filizlenir.
"Karakterin Kimyası: Cevher mi, Çerçöp mü?"
Şirazi’ye göre insan karakteri bir maddedir. Bazı maddeler (altın gibi) paslanmaz, bazıları ise nemi görünce çürür.
Menfaat bittiğinde muhabbeti bitiren kişi aslında size kendi "özünün kalitesini" ilan ediyordur (Asalet Testi).
Şirazi’nin bakış açısıyla; gidenin arkasından üzülmek yersizdir. Çünkü o kişi, üzerindeki "dost" maskesini taşıyamayacak kadar ağır bir yükün altına girmiş ve menfaat bitince bu yükten kurtulup aslına rücu etmiştir.
Şirazi'nin Çözüm Önerisi: "Gönül Gözünü Açmak"
Şirazi, bu hayal kırıklıklarından kurtulmanın yolunu şöyle tarif eder:
"Dünya malı için sana gelenin muhabbeti, o malın ömrü kadardır. Sen öyle bir dost seç ki; dünya bittiğinde muhabbeti taze kalsın."
Yani Şirazi bizi aslında "stratejik dostluklardan" vazgeçip "kalbi dostluklara" davet eder. Çünkü kalbi dostlukta "vermek" bir eksilme değil, bir çoğalmadır.
Eğer etrafınızda menfaati bitince muhabbeti kesenler varsa, bunu bir kayıp olarak değil, bir temizlik olarak görebilirsiniz. Sadi Şirazi'nin bu sözü, sadece bir sitem değil, aynı zamanda dostlarımızı seçerken kullanabileceğimiz bir turnedir.
Bugünün insanı, bu durumu "network" veya "sosyal sermaye" adı altında profesyonelleştirdi. Ancak ruhsal tatminsizliğimizin sebebi de tam olarak budur: yâni "Pazarlık kokan dostluklar".
Şöyle bir soruyla sona doğru gidelim: Sadi Şirazi'nin bu "insan eleme" yöntemiyle hayatımıza baksak, sizce etrafımızdaki kalabalığın ne kadarı "şekerin bitmesini bekleyen sinekler"den oluşuyor?
Ve Şirazi’nin uyarısı ile noktalayalım, kalıcı olan "halden anlayanlar"dır, onlar ile samimi ve hakiki dostluk ilişkisi kurulabilir...
Vesselâm.
