Bazen bazı gerçekler mantık silsilesine ihtiyaç duymaz; sadece öyle oldukları için kabul edilirler. Beyazın o saf, lekesiz varlığı bile ışığın karşısında durduğunda, kaçınılmaz olarak o koyu, derin gölgeyi doğurur.
Beyazın saflığı ile gölgenin siyahı arasındaki o kaçınılmaz bağı biraz daha derinleştirelim...
Bu derinlik ve sükûneti yansıtan bir şiirimiz buyrunuz:
Bu derinlik ve sükûneti yansıtan bir şiirimiz buyrunuz:
Neden diye sorma,
Beyaz çiçeğin gölgesinin siyah olduğunu.
Işığın bittiği yerde başlar her masal,
En saf olanın bile bir kuytusu vardır bağrında.
Güneş tepedeyken boynunu büker yapraklar,
Toprağa düşen iz, aslını ele vermez.
Renkler çekilince aradan, geriye kalan dildir bu;
Suskun, karanlık ama bir o kadar gerçek.
Zıtlıkların dansıdır dünya,
Biri var olmadan diğeri bilinmez.
Çiçek ne kadar ak olursa olsun,
Gölgesi toprağın karasına emanettir.
Gözün gördüğü sadece bir perdedir,
Asıl mana, o koyu izde gizlenir.
Işığa sevdalı her varlık bilir ki;
Kendi karanlığını sırtında gezdirir.
Öyleyse sorma nedenini bu sessizliğin,
Zirveler karlı olsa da eteği pusludur.
Beyazın kaderidir siyaha komşu olmak,
Varlık bu tenhada en çok kendinden sorumludur
