Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

18 Mart 2026 Çarşamba

"Aşk câmını nûş eyledim"...bir şiir ve bestesi

 

Aşağıda sözlerini verdiğimiz ve bestelediğimiz eserin şairi Mustafa Rûmî (1814-1877), 19. yüzyıl Osmanlı tasavvuf edebiyatının mütevazı olduğu kadar derinlikli simalarından biridir. 

Hayatı ve edebi kişiliği özetle şöyle:

Asıl adı Mustafa olan şair, şiirlerinde Mustafa Rûmî, Rûmî ve bazen de Kemter Mustafa mahlaslarını kullanmıştır.  1814 Bolu/Gerede doğumludur.

Mustafa Rûmî’nin şiirleri, medrese eğitimi ile irfani neşvenin birleştiği bir potada erimiştir. Şarkı sözü olan aşağıdaki dizelerde de görüldüğü gibi ( "Ben katremi mahv eyledim ummân desinler bana"), şiirlerinin ana ekseni varlıktan geçip Hakk’ta yok olmak (fenâ) üzerine kuruludur, şiirde tevazu ve hakikat yolculuğunu işlemiştir şair...
Melâmî meşrep bir tavrı da açıkca şiirde görünür; halkın kınamasından çekinmeyen, iç alemine yönelmiş bir portre çizer.

Hem aruz hem de hece veznini şiirlerinde başarıyla kullanmıştır. Şiirlerinde Yunus Emre, Niyâzî-i Mısrî ve Eşrefoğlu Rûmî’nin etkileri de açıkça görülür. Samimi, hikmetli ve öğretici bir dili vardır...

Bu şiirdeki "Acıya tatlı aşladım bâğbân desinler bana" dizesi tasavvuf edebiyatının en zarif "insan terbiyesi" metaforlarından biridir. Meselâ bir bahçıvanın (bâğbân) maharetiyle dile getirilen bu ifadeyi birkaç katmanda inceleyebiliriz:

Aşılama Metaforu (Biyolojik Boyut): 
Bilindiği üzere doğada yabani, meyvesi acı veya tatsız olan bir ağaca, ehlileşmiş ve tatlı meyve veren bir daldan "aşı" yapılır. Mustafa Rûmî burada kendini bir bâğbân (bahçıvan) olarak tanımlarken, aslında bir eğiticinin veya kâmil bir insanın görevini anlatır:

Acı meyve, ham nefsi, terbiye edilmemiş huyları ve dünya hırslarını temsil eder. Tatlı aş ise, İlahi aşkı, güzel ahlâkı ve hikmeti temsil eder.  Acı kökten tatlı meyve aldırmak; yani topraktaki ham maddeyi ruhun süzgecinden geçirerek güzelliğe dönüştürmektir.

Ahlâki Boyut (Simya);  irfani gelenekte asıl mesele kötüyü yok etmek değil, kötüyü iyiye "tahvil etmek" (dönüştürmek) üzerinedir. Öfkeyi şefkate, kibri tevazuya dönüştürmek bir nevi "acıya tatlı aşlamaktır."

Bu dize, mürebbinin elinde yoğrulan talebenin geçirdiği değişimi anlatır. Şair, öyle bir gönül terbiyesinden geçmiştir ki, artık ağzından çıkan her söz (meyve) tatlılaşmış, ruhundaki o eski "yabanilik" kalmamıştır.

"Acıya tatlı aşlamak" aynı zamanda hayattaki zorluklara karşı takınılan tavırdır. Başa gelen musibetleri (acı), rıza ve sabırla karşılayıp onları birer manevi olgunlaşma vesilesine (tatlıya) çevirmek büyük bir sanattır.

Şair, "Ben hayatın acılarını aşkla tatlandırdım, bu yüzden bana gerçek bir gönül bahçıvanı diyebilirsiniz" der.

Doğadaki o muazzam dönüşümün (metamorfozun) manevi alemdeki karşılığı da tam olarak bu dizedir. Tırtılın kelebeğe dönüşmesi gibi, "acı" olan ham madde, aşkın aşısıyla "tatlı" bir hakikate evrilir.

Bilinen tek eseri Mustafa Rûmî Divânı’dır. Bu eser uzun süre gün yüzüne çıkmamış, torunları tarafından korunmuş ve ancak 1990’lı yıllarda (Öğr.Üyesi Dr. Mustafa Tatcı tarafından) ilim dünyasına kazandırılmıştır.

Mustafa Rûmî’nin derinlikli ve irfani neşve barındıran bu şiirini, Kürdilihicâzkâr makamının o hem hüzünlü hem de vakur tınısıyla acizâne bestelemeye çalıştık.

Aşağıda bestesini dinleyeceğiniz Mustafa Rumî'nin (d. 1814/ v. 1877) şiirinin sözleri şöyle;

Aşk câmını nûş eyledim mestân desinler bana 
Ben katremi mahv eyledim ummân desinler bana 

Nice derdlere duş oldum nice demler serhoş oldum 
Ben bir hâl ile hoş oldum ayân desinler bana 

Her san’atları işledim çok meyveleri taşladım 
Acıya tatlı aşladım bâğbân desinler bana 

Girdim hakîkat yoluna düşdüm melâmet iline 
Şimdi bu halkın diline destân desinler bana 

Mustafâ Rûmî’dir ismim mahv oldu kalmadı cismim 
Ne varım kaldı ne resmim pinhân desinler bana